Hoşgeldin ziyaretçi giriş yapın ya da kayıt olun.
Kategoriler

İRŞAD VE MÜRŞİD

İRŞAD VE MÜRŞİD
    Allah yolunda olmak, Allah’ın bir büyük mutluluğu…
Allah’ın yolunda olmak 7 tane safha oluşturur. Allah’a ulaşmayı dilemekle başlar her şey. Dilemezseniz Allah’ın yolunda olamazsınız. Çünkü Allahû Tealâ’nın yolu, ruhun 7 tane gök katını aşıp 7. katta 7 tane de yatay istikamette ayrı ayrı âlemlerden geçerek zikir hücrelerinde zikrini tamamlayarak Sidretül Münteha’ya ulaşması, Sidretül Münteha’dan da dikey bir yolculukla Allah’ın Zat’ına ulaşması ve Allah’ın Zat’ında yok olması işlemidir. Nedir bu? Seyr-i sülûk. Allah’a doğru yücelme, yükselme ve Allah’a varışı ifade eder. Böyle bir müessesenin insana tatbik edilmesi, muhtevaya baktığınız zaman mutlaka bir vasıta gerektiriyor. Bu vasıta mürşiddir.
Allahû Tealâ insanların Allah’a ulaşmayı dilemelerini ister. Sonra? Sonra mürşidine tâbiiyetini ister. Mürşidine tâbiiyetle beraber ruh, vücuttan ayrılır, Allah’a doğru yola çıkar. Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye kademelerinde yani 7 tane nefs kademesinin herbirinde nefsin o kapkaranlık olan kalbindeki, %100 afetle dolu olan kalbindeki afetlerden %7’si, ruh her gök katına ulaştıkça azalır. 1. gök katında ilk %7, 2. gök katında ikinci %7, 3. gök katında üçüncü %7, 4. gök katında dördüncü %7… Böyle bir ahenk içerisinde 7 tane %7 nur birikimi gerçekleşir ve kişinin ruhu 7. gök katının 7 tane âlemini geçerek Allah’ın Zat’ına ulaşır. Bunu mutlaka yerine getirmek, bütün insanların üzerine Allahû Tealâ tarafından farz kılınmıştır. Sadece o kadar mı?
1- Allah’a ulaşmayı dilemek, farz.
2- Mürşide tâbiiyet, farz.
3- Bu tâbiiyetle beraber ruhun vücuttan ayrılması ve ruhun Allah’a ulaşarak Allah’ın Zat’ında yok olması, farz.
Allahû Tealâ buraya kadar olanını, kişi bir Allah’a ulaşmayı dilerse bu dilek üzerine tamamlamayı garanti ediyor. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse onun böyle bir dileğe sahip olması Allah için yeterlidir. Mutlaka o kişinin ruhunu Kendisine ulaştıracaktır.
İşte bu ulaşmanın muhtevasına baktığınız zaman konunun bir olmazsa olmaz şartı var. Ne olmazsa olmaz? Mürşid olmazsa olmaz. İnsanın ruhunun vücudundan ayrılıp ana dergâhtaki, Allah’a doğru seyr-i sülûkta olan kafileye ulaşabilmesi mutlaka mürşide tâbiiyeti gerektirir. Tâbiiyet gerçekleşmeden hiç kimsenin ruhu vücudundan ayrılarak Allah’a doğru yola çıkmaz.
Allahû Tealâ bütün insanların evvelâ Allah’a ulaşmayı dilemesini istiyor. Kim dilerse o kişi şeytanın kulu olmaktan kurtulur ve Allah’ın kulu olur.
Sahâbeye baktığımız zaman, onların da başlangıçta şeytanın kulu olduklarını, sonra ondan içtinap ettiklerini, kurtulduklarını görüyoruz. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
-39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
    Sahâbeden bahsediyor:
vellezî: Onlar ki;
nectenebût tâgûte: Taguttan içtinap ettiler, kaçındılar, kendilerini kurtardılar.
Neyden kurtarmışlar kendilerini?
en ya’budûhâ: Ona kul olmaktan.
İnsanlar kendilerini taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan kurtarmışlar. Kurtarmışlar, ne olmuş? Allah’a kul olmuşlar.
Allahû Tealâ ne diyor?
Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ: Ve onlar şeytana kul olmaktan içtinap ettiler, kaçındılar.
ve enâbû ilâllâhi: Ve Allah’a yöneldiler, Allah’a mülâki olmayı dilediler.
lehumul buşrâ: Onlar için müjdeler vardır,
fe beşşir: Öyleyse müjdele,
ıbâd(ıbâdi): Benim kullarımı.
Ne olmuş? “benim kullarım” dediğine göre, Allahû Tealâ bütün sahâbenin başlangıçta bütün insanlar gibi şeytanın kulu iken sonra Allah’ın kulu olduklarını ve bu vücuda gelmenin Allah’a yönelmekle geçerli olduğunu söylüyor.
Ne olmuş? Allah’a abd olmuşlar, kul olmuşlar.
Biliyorsunuz ki; abid kelimesi de abd kelimesi de aynı kökten geliyor. İbâd kelimesi, abd kelimesinin çoğulu. “Kullar” demek oluyor. Abd kul, abid kul olmak. Allah’a kul olmak söz konusu…
Öyleyse bir insanın şeytana kul iken bu kulluktan kurtulup Allah’a kul olabilmesi, bir sebebe bağlıdır. Sahâbe ne yapmışlar? Sahâbe Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Peygamber Efendimiz’e tâbî olmuşlar. Tâbiiyet, onları şeytanın kulu iken Allah’ın kulu yapmış.
Peki tâbiiyetten evvel kul olmak mümkün müdür? Evet, sahâbeninki de zaten tâbiiyetten evvelki kulluk. Çünkü Allahû Tealâ tâbî olmaktan değil yönelmekten bahsediyor, “enâbû ilâllâhi” diyor. Enâbû kelimesi, munîb kelimesi, munîbine kelimesi hepsi aynı kökten geliyor.
Bu muhtevada ruhu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilemek şeytana kul olmaktan kurtuluştur. Sahâbe şeytanın kulu iken Allah’a mülâki olmayı dilemişler. Allah’a yönelmek, Allah’a mülâki olmayı dilemek demek. Diledikleri anda Allah’a yönelmişler, şeytana kul olmaktan kurtulmuşlar, Allah’ın kulu olmuşlar. Bu, yönelmenin 1. safhasıdır. Yönelen insan, Allah’a ulaşmayı dilediği anda Allah’a yönelmiş insandır ve böyle bir kişiyi Allahû Tealâ kesinlikle yalnız bırakmaz, sözü var. Allahû Tealâ: “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu Kendime ulaştırırım.” diyor.
Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesine baktığımız zaman Allahû Tealâ’nın şöyle söylediğini görüyoruz:
-42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
    Allâhu: Allah
yectebî: Seçer
ileyhi: O’na Kendisine
men: Kişiyi
yeşâu: Dilediği kişiyi.
Ne demek bu? Bu, insanların %95’ten fazlasının seçildiğini ifade eder. Kimleri seçmez? Seçmedikleri, Allah’a ulaşmayı dilememekle kalmayıp başka insanları da Allah’a ulaşmayı dilemekten ve Allah’a ulaşmaktan men eden insanlar, onlar seçilmezler. Bunların da hiçbir zaman sayıları %5’e bile varmaz. Geri kalan herkes seçilir.
Herkesi Allahû Tealâ Allah’a ulaşma talebine açık kılıyor. İnsanı o kadar çok seviyor ki; herkesin Kendisine ulaşmasını istiyor. Herkesi böylece cehennemden kurtarıp cennete almayı düşünüyor. Çünkü Allah’a ulaşmayı dilemek, tek başına bir insanı Allah’ın cennetine ulaştırır. Sadece bir dilek!
“Ey Yüce Allah’ım, ben de ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum şu dünya hayatını yaşarken. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştırır mısın? Ey Yüce Allah’ım, benim de ruhumu Sana ulaştır.” Bir talep! Kalpten bir talep var mı? Var. 7-8 aylık bir ömrü varsa mutlaka o kişinin ruhunu Allah Kendisine ulaştırır. Ama denilebilir ki: “İyi de bu adam namaz kılmayı sevmiyor, oruç tutamıyor. Allah’ın emirlerini yerine getirmekten de vazgeçmiş, umurunda bile değil.” Ama bir küçücük şey yapmış; Allah’a ulaşmayı dilemiş.
İşte böyle bir dilek varsa o kişiye Allah Kendisini sevdirir. O kişiye Allah ibadetleri sevdirir. Onun için bir işkence gibi olan ibadetleri zevk haline getirir. O kişinin bu ibadetleri yaparken dünyadaki en mutlu insan olmasını sağlar ve ruhunu Allah’a ulaştırana kadar da bu muhteşem mutluluk devam eder. Öyle devam eder ki; insan ömrü boyunca hayatındaki o 7-8 aylık devreyi unutamaz. Bütün negatif faktörlerden kurtulduğu, Allah’a doğru seyr-i sülûk isimli bir yolculuğu başlattığı ve devam ettirdiği bir dünya nizamı…
Allahû Tealâ herkesi sever, herkesin kurtulmasını ister. O başka insanları yoldan çıkaranları, onları da sever ama en az sever. Ama onlara bu imkânı vermez. Onlar Allah’a ulaşmayı dilemeyecekleri için Allah’ın bu imkânı onlara vermesiyle vermemesi arasında da aslında farklılık yoktur.
Allah’a ruhlarını sadece Allah’a ulaşmayı dileyenler ulaştırır. Daha doğru bir ifadeyle, dileyenler ulaştırmaz, Allah dileyenlerin ruhlarını Kendisine ulaştırır. Allah derhal vaziyet ediyor, derhal görevi üzerine alıyor. O kişinin ruhu, Allah’a ulaşmayı dilediği zaman vücudundan ayrılmaya hazırdır, ama ayrılamaz. Ayrılabilmesi için mutlaka o kişinin mürşidine ulaşıp tâbiiyetini gerçekleştirmesi gerekir. Bunun için ne yapması lâzım? Bir mürşidi talep etmesi lâzım, sevmesi lâzım. İşte mürşid sevgisini, Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye mutlaka Allah verir.
Hiç kimse dilediği mürşide ulaşmak yetkisinin sahibi değildir. Hacet namazını kılacaktır, Allah’tan soracaktır. Peki istisna var mı? Bir kişi: Sadece devrin imamı bundan müstesnadır. Kim olursa olsun, insanların hangi seviyesinde olursa olsun, herkesin devrin imamına ulaşıp ona tâbî olması açık bir kapıdır. Bu kapı, devrin imamları her zaman var olacağı cihetle, insanlık tarihi boyunca hiç kapanmamıştır. Bütün insanların tâbî olabileceği bir kapı odur. Neden “bütün insanlara” diyoruz? Çünkü tâbiiyet verenler de ona tâbî olmak mecburiyetindedirler.
Bir asıl mürşidler vardır, bir vekil mürşidler vardır, bir de vekil mürşidlerden sonra gelen, gene el öptürmek yetkisinin sahibi olan, kendilerine cereyan geçmiş insanlar vardır. Önemli olan, Allah’ın Cebrail (A.S) ile gönderdiği cereyanın bir insana geçmesidir. Cereyan geçmezse ruhun vücuttan ayrılması mümkün değildir. Cereyan ancak, mürşide tâbî olduğunuz zaman o mürşid Allah’tan cereyanı almışsa size geçer.
Onun için toplumlar ikiye ayrılır; cezbeliler toplumu, cezbesi olmayanlar toplumu. Cezbesi olmayanlarda zaten tâbiiyet de söz konusu değildir. İşte zamanımızda tâbiiyeti çoktan unutmuş, kocaman, milyonlarca insanı toplamış dergâhlar var. Adına dergâh demek doğru değil ama topluluklar var diyelim. Bu toplulukta tâbiiyet yok, tâbiiyet yoksa hidayet yok. Allah’a ulaşmayı da dilemezler, mürşide tâbiiyet söz konusu değildir ve de ruhları hiçbir zaman vücutlarından ayrılmayacağı için Allah’a ulaşmaları da söz konusu değildir.
Ne kadar hazin bir tecelli ki; insanlar şeytanın tuzağına bütün dünyada düşmüş vaziyettedirler. Evvelâ yahudilerde, musevilerde, sonra hristiyanlarda, en sonra da İslâm’da dejenerasyon oluşmuştur. Öyleyse sevgili kardeşlerim, bu bağlamda olaya baktığımız zaman dejenerasyonun menşeinde cereyanın mevcut olmadığı vakıasını görürüz. Öyleyse dîni topluluklar böyle bir cereyandan mahrumlarsa onlara cereyan geçmeyecektir.
Allahû Tealâ manevî tekâmülün her safhasını farz hükümlerle donatmıştır:
· Allah’a ulaşmayı dilemek farz mıdır? Farzdır, bütün sahâbe Allah’a ulaşmayı dilemiştir.
· Mürşide tâbiiyet farz mıdır? Farzdır, bütün sahâbe kâinatın en büyük mürşidine Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olmuştur.
· Ruhu Allah’a ulaştırmak farz mıdır? Farzdır, Allah bu keyfiyeti üzerine almıştır. Bir insan sadece Allah’a ulaşmayı dileyecektir, Allah onu hacet namazına ulaştıracak, kişi mürşidini görecek (Allah’ın gösterdiği mürşid mutlaka hak mürşiddir) ona ulaşacak, tâbî olacak, tâbiiyetiyle beraber ruhu vücudundan ayrılacak, Allah’a doğru seyr-i sülûk yapmak üzere hangi dergâhtan olursa olsun, hangi tasavvuf grubundan olursa olsun, mutlaka devrin imamının dergâhına ulaşacak.
Tek bir topluluk Allah’a doğru bir yolculuk yapabilir, ikinci bir topluluk hiç olmamıştır. Hep devrin imamının dergâhında toplanan insan ruhları, 1. katta oradaki seccadelerde, açıkta, çimenlerin üzerinde secde ederek, 2. katta suvarılma havuzlarının üzerinde secde ederek, 3. katta bir köşk mescidin üst veya alt katında secde ederek, 4. katta Beyt-ül Makdes’in, 5. katta Beyt-ül Haram’ın içinde secde ederek, 6. katta sıbgatullah olma mahallinde bunu gerçekleştirerek, sıbgatullah olarak, Allah’ın nuruyla çok açık yeşil, beyaz gibi bir yeşil, fosfor rengi bir yeşile dönerek ve derileri çatlayarak kişi devreyi tamamlar, 7. gök katına ulaşır. Ulaştığı yer (her tarafa diğerleri ile beraber ulaşır) kader hücreleridir.
Kader hücrelerini aşar, ümmülkitaba ulaşır.
Ümmülkitabı aşar, Kudret Denizi’ne ulaşır.
Kudret Denizi’ni aşar, Makam-ı Mahmud’a ulaşır.
Makam-ı Mahmud’u aşar, Divan-ı Salihîn’e ulaşır.
Divan-ı Salihîn’i aşar, zikir hücrelerine ulaşır.
Zikir hücrelerinde zikrini tamamlar. Zikrini tamamlayan herkes birer birer oradan Sidretül Münteha’ya ulaşır. Sidretül Münteha’dan dikey bir yolculukla Allah’ın Zat’ına ulaşır, Allah’ın Zat’ında ifna olur, yok olur. İşte bunun adı seyr-i sülûktur.
Hiç kimsenin ruhu mürşidine ulaşmadan Allah’a ulaşmaz. Herhangibir mürşide demiyoruz, mürşidine diyoruz. Çünkü kişi hacet namazını kılıp mürşidini Allah’tan sormak mecburiyetindedir. Allahû Tealâ herkese ezelde mürşidini tayin etmiştir. O mürşid Allah’tan hacet namazıyla sorularak istenir. Allah’a ulaşmayı gerçekten dileyen herkeste, Allahû Tealâ muhteşem bir mürşid sevgisi, mürşide ulaşma ihtiyacı oluşturur. Bu çok güçlü bir talep olarak tecelli eder. Kişi hacet namazını mutlaka kılacaktır, mürşidini Allah’tan soracaktır. Kim Allah’a mülâki olmayı dilemişse, bu kalbî dileğin sahibi olan kişi, Allah’tan mürşidini sorduğu zaman Allah’ın ona mürşidini göstermemesi söz konusu olmaz. Gece saat 12:00’den sonra (şimdiki saatle gece 01:00’den sonra) boy abdesti alan ve hacet namazını kılan herkes mürşidini Allah’a sorduğunda, Allahû Tealâ ona mürşidini mutlaka gösterir.
Hacet namazı mı? 4 rekâtlık bir namazdır:
1. rekâtta Fâtiha’dan sonra 3 tane Âyetel Kursî okunur.
2. rekâtta Fâtiha’dan sonra İhlâs, Felâk, Nâs okunur ve ara verilir.
3. ve 4. rekâtlarda gene Fâtiha’dan sonra İhlâs, Felâk, Nâs okunur.
Demek ki sadece 1. rekât farklı, diğer 2., 3. ve 4. rekâtlar birbirinin aynı.
Hacet namazının temeli, Allah’a ulaşmayı dilemektir. Dileyen kişi, gece saat 01:00’den sonra bu namazı kılmak durumundadır. Kılmadan evvel boy abdesti almak mecburiyetindedir. 1. rekâtta Fâtiha’dan sonra 3 tane Âyetel Kursî okumak mecburiyetindedir. 2., 3., 4. rekâtlarda Fâtiha’dan sonra İhlâs, Felâk, Nâs okumak mecburiyetindedir ve Allah’tan mürşidini bu standartlar içinde sormak mecburiyetindedir. Bunların hepsi gece saat 01:00’den sonra yapılması gereken faktörlerdir ve sabah ezanından evvel mutlaka bitmesi lâzımdır.
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, sizler Allah’ın gerçekten bahtlı kullarısınız. Hacet namazını kıldınız. Allahû Tealâ sizlere bizi gösterdi ve devrin imamına tâbî oldunuz. Bu, Allah’ın sizin için vücuda getirdiği en büyük mazhariyettir. Allah’ın bir lütfu keremidir. Hepiniz için en güzel şey oluşmuştur.
Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişi hacet namazını kılmış, Allah ona devrin imamını göstermişse o kişi devrin imamına ulaşıp tâbî olmuşsa, o kişinin 7-8 aylık bir ömrü varsa ruhunu Allah’a ulaştırmaması mümkün değildir. Başka mürşidler için durum değişir mi? Hayır, değişmez. Kişi hacet namazını kıldığında, Allah mürşid olarak hangi mürşidi gösterirse kişi zaten o mürşide gitmek mecburiyetindedir.
Herkes devrin imamına ulaşamaz. Hele bugünkü standartlar içinde ulaşma şansı çok azalmıştır. Ama bu bir şart değil ki! Allahû Tealâ herkese ulaşabileceği yerden bir mürşid gösterir. Allahû Tealâ hepinizin hangi standartlar içinde ve nerede olduğunuzu, hangi mürşide ulaşacağınızı, hatta hangi mürşid vekiline ulaşabileceğinizi en iyi bilendir.
Birçok insanı Allahû Tealâ mürşid vekiline ulaştırır, kişi ona tâbî olur. Ondan sonra mürşid vekiliyle beraber mürşide ulaşırlar ve kişi ona tâbî olur. Ama hiç kimse mürşid vekilsiz veya mürşidsiz bırakılmaz. Mürşid vekili, kişiye yol göstermesi sadedinde mürşidden evvelki bir vasıtadır. Eğer iki tane irşad makamı kişide bir tereddüt uyandırmışsa, ikisini aynı değerde görüyorsa o zaman meseleyi çözecek olan gene hacet namazıdır. Hacet namazını kıldığınız zaman o iki mürşidden hangisine tâbî olabileceğinizi Allahû Tealâ kesin işaretlerle size mutlaka açıklar.
Tâbiiyetsiz cennete girilir mi? Evet, bir kişi Allah’a ulaşmayı diler de gerçekten kalbî bir dilekle diledikten sonra mürşidine ulaşamadan rahmetli olursa kişinin gideceği yer 1. kat cennettir. Daha ötede ne olabilir? Daha ötede bu kişi hacet namazını kılacak, mürşidini soracaktır. Allah ona mutlaka mürşidini gösterir. Gösterdiği kişi bir mürşid vekili de olabilir. Ama mürşid vekili olsa ne yazar ki? Ona tâbî olunur, ondan sonra ikisi beraber gidip esas mürşide ulaşırlar, tâbî olurlar. Bizim tâbiiyetimiz böyle olmuştur.
Sonra ne olur? Tâbiiyetiyle beraber kişinin ruhu vücudundan ayrılır. O kişi değil, Allah o kişinin ruhunu Kendisine ulaştırır. Allah’ın garantisi var. Ra’d Suresinde diyor ki:
-13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
“Allah dalâlette olanları bırakır ama o dalâlette olanlardan her kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah onları Kendisine ulaştırır.”
Allah’ın sözü mutlak geçerlidir. “Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerden her kim (ki Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkes dalâlettedir) Allah’a mülâki olmayı dilerse, Allah onları Kendisine ulaştırır.” diyor. “Cennetine alır.” deseydi 1. kat cennet söz konusu olacaktı. Allahû Tealâ “Kendisine ulaştırır.” dediği zaman 3. kat cenneti de garanti ediyor. Hangi şartlar içinde? Sonuç kişinin ömrüne göre değişiyor. Bu kişi Allah’a ulaşmayı diledikten sonra mürşidine ulaşamadan ölürse 1. kat cennete, mürşidine tâbî olup ruhunu Allah’a ulaştıramadan evvel ölmüşse 2. kat cennete, ruhunu Allah’a ulaştırdıktan sonra ölmüşse 3. kat cennete ulaşır.
Öyleyse 3. kata kadar olan 3 kat cennet, herkese Allahû Tealâ tarafından açılmıştır. Bir dilekle bir insanın 3. kat cennete ulaşması söz konusudur. Yeter mi? Yetmez. Bu kişi ruhunu Allah’a ulaştırabilmek için nefs tezkiyesine başlayacaktır. Nefs tezkiyesi tamamlandığı zaman ruhu Allah’a ulaşacaktır yani nefsinin kalbinin yarısı nurlarla dolduğu zaman, %51’i nurlarla dolduğu zaman kişinin ruhu Allah’a ulaşacaktır. Bu nurlarla dolmayı da ruhun Allah’a ulaşmasını da Allah garanti ediyor.
Öyleyse kişilerin, insanların, bizlerin yapacağı bir tek şey var: Allah’a ulaşmayı dilemek ve Allah’ın gösterdiği mürşide tâbî olmak. Tâbiiyetten sonra nefsin kalbinin 7 kademede %7 nurla dolması, %2 rahmet nuruyla beraber nefsin kalbinin %51 nurla dolması, karanlıkların %100’den %49’a düşmesi ve ruhun da buna paralel olarak 7 defa %7 nur birikiminde 7 tane gök katını aşıp 7. katın 7 âlemini geçip Allah’ın Zat’ına ulaşması bir bütünü oluşturuyor. İrşad müessesesi bu noktada yarıya kadar müessirdir, tesirini gösterir. Bu, bir insanı 3. kat cennete, dünya mutluluğunun da yarısına mutlaka ulaştırır.
Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha bir zikir sohbetinde sizlerle birlikte olmak mutluluğunu Yüce Rabbimiz bize yaşattı.
Sevgili kardeşlerim, hepinizi o kadar çok seviyoruz ki… Öylesine Allahû Tealâ sizleri bize sevdirdi ki… Sizler hepiniz bizim için ayrı bir kıymetsiniz ve bütün insanlara ışık olmaya namzetsiniz. Çünkü başkaları Allah’ın hakikatlerini bilmiyorlar ama sizler biliyorsunuz ve başkalarına öğretmekle vazifeli olduğunuzu, her geçen gün daha büyük bir boyutta insanlara ispat ediyorsunuz. Artık her hafta 5-6 tane ilde konferans veriliyor. Herbirinde ayrı bir kardeşimiz vazifeli oluyor. Bizim orada yokluğumuz, hiçbir eksikliği ifade etmiyor. Her geçen gün en üst boyutta sohbet yapabilecek olan kardeşlerimizin sayısı devamlı artıyor. Bunun mânâsı ne? Bunun mânâsı, insanlığın kurtuluşu…
Öyle bir güne ulaşacağız ki; bütün dünyada savaşlar bitecek. Irklar arasında bir ayrılık gayrılık kalmayacak. Mezhepler tamamen kişilerin keyfine bağlı, 2. derecedeki muhtevayı taşıyacak. Önemli olan insanların Allah’a ulaşmayı dilemeleri ve ruhlarını Allah’a, Allah’ın garantisiyle ulaştırmaları… Herkesin 3. kat cennete mutlaka ulaşabileceği, mutluluğun yarısını mutlaka yaşayabileceği bir dünya nizamı adım adım gerçekleşecektir. Dünyadaki bütün savaşlar, harpler sona erecektir ve sulh sükûn bütün dünyayı kuşatacaktır. İşte bu müjdeleri sizlere vermekle emrolunduk. Öyleyse sevgili kardeşlerim, ümitle bakın geleceğe! Gelecekte İlluminati’nin insanlar üzerindeki o korkunç hâkimiyeti sona erecektir.
Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını, Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi burada tamamlıyoruz. Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, hepinizi çok ama çok seviyoruz.
        FERHAT BAŞTUĞ.fbastug.45@hotmail.com         www.ferhatbastug.com

Allaha Ulaşmak Farzdır © 2017
Tasarım ve Uygulama DevNokta