Hoşgeldin ziyaretçi giriş yapın ya da kayıt olun.
Kategoriler

MÜRŞİD’İN FARZİYETİ:

 
ALLAH’IN EVLİYALARINDAN MÜRŞİD’İN FARZİYETİ:
Adem as dan beri bütün peygamberlere, kavim resullerine ve Allah’ın tayin ettiği irşad makamlarına tabiyeti, Allah farz kılmıştır.Bu gercekleri bilenler,Allah’ın kitaplarına tabi olanlardan başkaları değildir.Çünkü Allah ın kitaplarının dışında bilgi sahibi olanlar Şeytanın oyununa gelenlerdir.Nisa/118.119.120 de ezelde şeytanın vadini yerine getiren kendi adamlarının yazdığı kitaplar EMANİYYE dirler ve şeytan onlarla insanları oyalayarak “Allah ın kitaplarındaki gercekleri örtmeyi”başarmıştır.
4 / NİSA – 118-119-120 : Allah, ona (şeytana) lânet etti. Ve (şeytan) şöyle dedi: "Ben mutlaka, Senin kullarından belli bir nasib edineceğim." Ve onları mutlaka dalâlette bırakacağım. Ve onları, mutlaka emaniyyeye (kuruntuya) düşüreceğim ve mutlaka onlara emredeceğim. Böylece onlar, mutlaka davarların kulaklarını kesecekler ve onlara emredeceğim, öyle ki mutlaka, Allah'ın yarattığını değiştirecekler. Ve kim, Allah'tan başka, şeytanı dost edinirse artık o, apaçık bir hüsranla hüsrana uğramıştır(Şeytan) onlara vaad eder ve onları emaniyyeye (kuruntuya) düşürür. Ve şeytan, onlara aldatmaktan başka bir şey vaadetmez.
2 / BAKARA - 78 -79:Onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah'ın) Kitabı'nı bilmezler, sadece emaniyyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zannediyorlar. Yazıklar olsun onlara ki; elleriyle kitap yazarlar, sonra da (emaniyye bilgiler içeren) bu yazdıklarını az bir bedel (para) karşılığında satmak için: “Bu, Allah'ın indindendir.” derler. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.
HER DEVRİN İMAMLARINA TABİYET FARZDIR ister peygamber imam olsun ister onların vekilleri “veli resul imam olsun”.Zira ALLAH’IN EMRİYLE HİDAYETE ONLAR ERDİRİR.
Bu direk kendilerine veya o na tabi olan kavim resullerine veya onlara tabi olan mürşidlere tabi olmak ta imamlara tabi olmaktır.
21 / ENBİYA – 72-73 : Ve ona, İshak (A.S)'ı ve nafileten (ilâveten) Yâkub (A.S)'ı vehbî (armağan) olarak verdik. Ve hepsini salihler kıldık.Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah'a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.
7 / A'RAF - 159 : Ve Musa (A.S)'ın kavminden bir ümmet vardır. Hakk'a hidayet ederler (hidayete ulaştırırlar). Ve onunla (hak ile) adaletle hükmederler.
7 / A'RAF - 181 Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır ki, Hakk'a (Allah'a) ulaştırırlar ve onunla adaletle hükmederler.
32 / SECDE - 24 Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk'ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
Devrin imamlarına tabi olunmazsa ne olur ?-DALALETTE olur ve kıyamette anlar gerceği.
17 / İSRA – 71-72
O gün bütün insanları, (Allah'ın tayin ettiği) imamları ile çağırırız. O zaman kitabı sağdan verilen kimseler, böylece kitaplarını okurlar. Ve (onlara) zerre kadar zulmedilmez (haksızlığa uğratılmaz).Ve burada (bu dünyada), kim kör ise artık o ahirette de kördür. Ve yoldan daha çok sapmıştır.
Nuh as a tabiyet;
26 / ŞUARA – 110-111
Öyleyse Allah'a karşı takva sahibi olun (Allah'a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin. “Sana en basit insanlar tâbî olduğuna göre, biz (de) mi sana inanalım?” dediler.
İbrahim as a tabiyet;
14 / İBRÂHÎM - 36 : Rabbim gerçekten onlar, insanların çoğunu dalâlete düşürdüler. Artık kim bana tâbî olursa, bu sebeple o mutlaka bendendir. Ve kim bana asi olursa, o zaman muhakkak ki; Sen Gafur'sun, Rahîm'sin.
Peygamber(sav) efendimize tabiyet;
7 / A'RAF - 157 -158:Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur'ân-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah'ın resûlüyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve O'nun ümmî, nebî, resûlüne îmân edin ki; O, Allah'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.”
48 / FETİH - 10 Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah'a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah'ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah'a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah'a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
8 / ENFAL - 64 : Ey Peygamber! Allah, sana ve mü'minlerden sana tâbî olanlara kâfidir.
3 / AL-İ İMRAN - 31 : De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.”
11 / HUD - 112 Artık sen, sana tövbe ederek, tâbî olanlarla birlikte emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Ve azgınlık yapmayın (aşırı gitmeyin). Muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir.
26 / ŞUARA - 215 : Ve mü'minlerden, sana tâbî olan kimselere kanatlarını ger.
Her dönemde tabiyetin farz olduğu;
3 / AL-İ İMRAN - 112 : Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah'ın ipine (Sıratı Mustakîm'e) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah'dan bir gazabına uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu, onların Allah'ın ayetlerini inkar etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu, onların (Allah'a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandır.
36 / YASİN – 20-21 Ve şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi. "Ey kavmim, (size) gönderilmiş olan resûllere tâbî olun!" dedi. (Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir (hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir).
40 / MU'MİN - 38 : Ve âmenû olan adam şöyle dedi: "Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım."
72 / CİN – 14-15 : Ve gerçekten bizden, (Allah'a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah'a) teslim olmuşsa (ruhunu teslim etmişse) işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır (dileyenlerdir).Ve lâkin, kasitun olanlar (kalpleri zikirsizlikten kasiyet bağlayanlar), işte onlar cehenneme odun oldular.
68 / KALEM – 35-36-37-38 : İşte böyle, müslümanları (teslim olanları), mücrimler (suçlular) gibi kılar mıyız (bir tutar mıyız)?Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi okuyorsunuz?Gerçekten onun içinde (o kitapta) “beğenip seçtiğiniz şeyler mutlaka sizindir” (sizin içinmi yazılı)?
2 / BAKARA – 38-39: Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.”Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş ehlidir, orada ebedî kalacak olanlardır.
20 / TAHA - 123 : (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”
ALLAH’IN TAYİN ETTİĞİ VE TABİYETİNİ FARZ KILDIĞI KİŞİLERE TABİ OLMAYAN OTOMATİK OLARAK ŞEYTANA TABİ OLMUŞ OLUR.”Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır sözü burada yerine oturuyor”
17 / İSRA – 62-63-64:(İblis) dedi ki: “Senin görüşüne göre, benim üzerime (benden daha) mükerrem (ikram edilmiş, şerefli) kıldığın kimse bu mu? Eğer beni kıyâmet gününe (kadar) tehir edersen (ertelersen), onun zürriyetinden (neslinden) pek azı hariç, mutlaka bana (kendime) tâbî kılacağım.”(Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Git! Artık onlardan kim sana tâbî olursa, o zaman muhakkak ki sizin cezanız, eksiksiz bir ceza olarak cehennemdir.” “Ve onlardan güç yetirdiklerini, sesinle aldat. Atlıların ve yayalarınla onları bağırarak yönlendir (cehenneme sevket). Evlâtlarında ve mallarında onlara ortak ol. Ve onlara (yalan şeyler) vaadet.” Şeytanın vaadettikleri gurur (aldatma)dan başka bir şey değildir.
22 / HAC - 3 : Ve insanlardan öyle kimseler vardır ki; ilmi olmaksızın, Allah hakkında mücâdele eder ve bütün azgın şeytanlara tâbî olur(lar).
6 / EN'AM - 121 : Ve üzerine Allah'ın ismi anılmayan şeylerden yemeyin. Ve muhakkak ki; o fısktır. Ve şeytanlar, mutlaka sizinle mücâdele etmeleri için dostlarına vahyederler. Ve şâyet onlara itaat ederseniz (uyarsanız), mutlaka siz müşrikler olursunuz.
34 / SEBE - 20 : Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka (Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.
Şeytanın adamlarına tabiyet (sadatlara-Allah’ın yolundan alıkoyanlar)
33 / AHZAB – 67-68 : Ve cehennemde olanlar derler ki: "Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi'nden) saptık."Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle.
2 / BAKARA – 166-167 : O zaman tâbî olunanlar, (kendilerine) tâbî olanlardan berî oldular (uzaklaştılar) ve azabı gördüler. (Artık) onlarla (aralarındaki) bütün sebepler (bağlar) koparıldı.Ve o (Allah'tan başkasına) tâbî olanlar dedi ki: “Keşke bizim için (dünyaya) bir kere daha dönüş olsaydı. O zaman bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşırdık.” Böylece Allah, onlara amellerinin hasara uğradığını (hüsrana düştüklerini) gösterecek. Ve onlar ateşten çıkacak da değiller.
14 / İBRÂHÎM - 21 : Hepsi Allah'ın huzuruna çıktılar. Ve zayıf (güçsüz) olanlar kibirlenenlere şöyle dediler: “Muhakkak ki; biz size tâbî olduk. Şimdi siz, Allah'ın azabından bir şeyi bizden giderebilir misiniz?” Onlar: “Eğer Allah, bizi hidayete erdirseydi elbette biz de sizi hidayete erdirirdik. Sabretsek de, sabretmesek de bizim için aynıdır. Bizim için kaçacak bir yer yoktur.” dediler.
Heva ve heveslerine tabi olanlar (dolayısıyla şeytanın vesveselerine)
30 / RUM - 29 : Hayır, zalimler ilim sahibi olmaksızın heveslerine tâbî oldular. Bundan sonra Allah'ın dalâlette bıraktığını kim hidayete erdirebilir? Ve onların yardımcıları da yoktur.
47 / MUHAMMED - 16 : Ve seni dinleyenlerden bir kısmı, senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilenlere: “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, Allah'ın, kalplerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbî olanlardır.
28 / KASAS - 50 : Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.
47 / MUHAMMED - 14 : Öyleyse Rabbinden beyyine (delil) üzerinde olan kişi, kötü ameli kendisine süslü gösterilen ve hevalarına tâbî olan kişiler gibi midir?
Zanna tabi olanlar
53 / NECM - 28 : Ve onların (melekler konusunda) bir ilmi yoktur. Onlar sadece zanna tâbî olurlar. Ve muhakkak ki zan, Hak'tan yana hiçbir şeye fayda sağlamaz.
Tabiyeti inkar edenler
54 / KAMER - 24 : O zaman şöyle dediler: “Bizden biri olan bir beşere mi? Biz, ona mı tâbî olacağız? O taktirde muhakkak ki biz, gerçekten dalâlet ve çılgınlık içinde oluruz.” Zikir, aramızdan ona mı ilka edildi (ulaştırıldı)? Hayır o, haddini aşan bir yalancıdır. Haddini aşan yalancı kimdir, yarın bilecekler.
17 / İSRA - 94 : Onlara hidayet geldiği zaman insanların inanmalarına, “Allah, insan resûl mü gönderdi?” demelerinden başka bir şey mani olmadı.
25 / FURKAN – 41-42-43 : Ve seni gördükleri zaman: “Allah'ın resûl olarak gönderdiği bu mu?” (diyerek), seni ancak alay konusu edinirler. “Ona sabretmemiş olsaydık, gerçekten, neredeyse bizi ilâhlarımızdan saptırıyordu.” Azabı gördükleri zaman kimin yoldan daha çok saptığını öğrenecekler.Hevasını ilâh edinen kişiyi gördün mü? Yoksa sen mi ona vekil olacaksın?

Bu yola kim girer ise delilsiz,
Anı kodu şeytan dinsiz imansız.
Gerektir bil gerektir bir kılavuz,
Varamazsın bu yolda kılavuzsuz.
   (Eşrefi rumi divanından)

BİZ İLMİMİZİ DİRİ OLARAK DİRİ’DEN ALDIK.
ZAHİRİ İLİM SAHİPLERİ İLİMLERİNİ ÖLÜ OLARAK ÖLÜ’DEN ALDILAR.
Beyazıd-ı Bestami Hz.
Bu kapıdan kol kanat kırılmayınca geçilmez.
Eşten, dosttan sevgiliden ayrılmadan geçilmez,
içeride boş oda. Yeri, samur döşeli,
Bu odadan "Gelsin" diye. çağrılmadan geçilmez.
Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyanın.
Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne topyekûn.
Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez..
Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse, berhava!
Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez..
Geçitlerin, kilitlerin, yalnız onda şifresi,
İŞTE İŞTE O ETEĞE SARILMADAN GEÇİLMEZ!..( Beyazıd-ı Bestami Hz.)


Humâ-yı rûhı ‘azm itdi ‘alâya
Fenâdan uçdı vü kondı bekâya
(SAADETLE RUH ALLAH’A ULAŞMAYA AZMETTİ (Allah’ta yok oldu-Fena makamına erişti.sonra) FENA’DAN BEKA MAKAMINA ERİŞTİ)

Cihânda kılmayup cânı temekkün
Cinân bagında eyledi tevattun
(CİHAN’DA CAN(Ruh) KALMAYIP CANAN’IN(Allah’ın) BAĞINI VATAN EYLEDİ)
Cihân zindandurur terk itdi hapsi
Visâli hakkıle bagladı ünsi
(CİHAN RUH’LAR İÇİN ZİNDANDIR.HEPSİ,HAKK’İLE YAKINLIK KURARAK(Allah’a ulaşmayı dileyerek) O’NA VASIL OLDULAR.)
sabayi adlı zatın üveys-name adlı esrinden http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-275474/h/uveys-name.pdf

Hakk’a olmağa bir kişi vâsıl
Gerek irşâd u mürşid-i kâmil
(BİR MÜRŞİD-İ KAMİLİN İRŞAD ETMESİ OLMADAN BİR KİMSENİN HAKK’A (Allah’a) ULAŞMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR)
http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-214006/h/metin.pdf

***Abdulkadir Geylani- Fethu’r-Rabbânî, 60. Meclis
ABDULKADİR GEYLANİ HZ ELÇİ(RESUL)OLMAK
Ey dünya yolunda giden, sakın kervandan ayrılma; delili ve iyi arkadaşlarını bırakma. Aksi hâlde malını ve mülkünü verdiğin gibi canı da elden çıkarırsın. Ve sen ey âhiret yoluna revan olan, önderi bırakma; gideceğin yere kadar onun peşini takip et. Ona karşı iyi davran. Onun sözünden çıkma. Onun görüşünü benimse. O sana her şeyi belletir. Ve HakTeâlâ'nın yakınlığına vardırır. Sonra kendisi aradan çıkar, seni vekil eder. Bunlara sebep temiz olman, doğru olman ve işlere sükûtla bağlanmış olmandır. Ve arz edilen sebepler yüzünden sen de yolculara emir olur, cümle kervan ehline sultan kılınırsın.Kafile delili, seni vekil tayin eder, bineğine seni bindirir, Peygamber’in kapısına varıncaya kadar ondan indirilmezsin. Ayan gözüyle Peygamber’e teslim edilirsin; Peygamber’e tam yakınlık nurunu taşıyanlardan olursun. Daha sonra kalplere sultan olursun. Hâllerin tercümanı, mâna âleminin tefsircisi ve Hak'la kullar arasında bir Elçi olursun. Bu hâller devam ederken Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in nurunda, terbiye edilen bir köle olursun. Bir defa kullara gelir, sonra Yaratan'a uçarsın. Bu yüce varlık arasında varlığını kaybeden bir fâni olursun.Canı ve başı ile Hak yoluna koyulmuş olanlar, kabileler halkı arasında paylaşılmaz bir kıymet olur. Onu çıkaran, milyon kabileden biri olabilir. Nefsin veya nefesin sonu gelince, cihan ancak bir zat yetiştirebilir.
O büyük zâtlar, Hak kelâmını kalp yönünden işitirler, mâna âleminde duyarlar. Ve onu, duygularını işe vermek sureti ile benliklerine tasdik ettirirler.Hakk Teâlâ’nın fazlını, keremini bulduktan sonra, o büyük insan halk arasına yine katılır. Sebebi; onlara hidayet yolunu göstermesi ve mülk sahibi kılmasıdır. Çünkü o kul, sonsuz mânevî bir mülke sahiptir. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayet öncülüğü eder.O öyle bir kuldur ki, Hakk’a vâsıl olmuş, O’nu görmüş ve mâsiva denen Hakk’ın Zâtından gayri şeyleri bilmiştir. Artık işi halkla uğraşmaktır. Yerine göre halkın tepesine bir tokmak olur. Hak olanla bâtıl olanı birbirden ayırt eder. Onları Azîz ve Celîl olan Allah’ın katına götürmek için bir RESUL. bir kılavuz olur. Bu zâta melekût âleminde Azîm yani büyük kişi ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun golgesinde gölgelenir.
***Büyük insanları dinleyiniz.Hakk’a götüren yolu onlardan öğreniniz.Büyük yolun yolcuları onlardır.Onlara nefs’inizin kötü hallerini sorunuz.Şahsi arzu ve isteklerin kötü durumlarını onlardan öğreniniz.(Abdulkadir Geylani Hz.)
***Seyda Muhammed Konyevi (ks), Kuran ve Sünnet Isiginda Adab:
"Muhaddis Ahmed bin Hacer Haysemi, Fetava-i Hadisiye isimli eserinde söyle buyurmustur: Hulasa olarak Allah-u Zülcelâle süluk eden şahis için en güzel yol, bu söylenenlere vasil olmak için, bir tabib-i azam olan Mürşid-i Kâmile tabi olup, tedavisinin altina girmektir."
***El tuttuğun andan itibaren de geçmiş günahların, kul hakkı dahil, affolmuştur.
Dede Bayburdi (Dede Paşa)
http://www.candamlalari.com/index.php?option=com_content&view=article&id=920:dede-pasa-sohbet-12-boeluem&catid=39:hz-musa-dede-bayburdi-dede-pasa-ks&Itemid=165
tam kaynakta bu:
kaynak:Dede paşa sohbet 12.bölüm

***Tanrı, “Tanrı eli onların ellerinin üstündedir” dedi ya, işte senin elin de o biat ehlinin eli olur.
Elini pirin eline verdin, o her şeyi bilen ulu pire uydun mu, kurtuldun demektir.
Çünkü o, ey mürit, vaktinin peygamberidir... Peygamberin nuru ondan zuhur eder.
Ona uydun, onun elini tuttun mu Hudeybiye’de bulunup Peygambere biat eden sahabeden olursun.
Cennetle muştulanan o on kişiden sayılırsın, halis ve potada erise bile ayarı düşmez altına dönersin.(Mevlana hz.Mesnevi/40)
***Şeyh, yer ve gök yüzünde Allah'ın halifesi olur. Yeryüzüne mensup olanların ona tâbi ve mahkûm olması nasıl
farz ise, semaya mensup olanlar için de aynen böyledir.
arama yerinde 29.sayfa
sultan veledin eseri Mevlana hazretlerinin oğlu
maarif I adlı eser
http://www.belgeler.com/blg/2m9h/maarif-i-sultan-veled


***Ey talib-i hakikat,selamet yolunun arkadaşını bulmak istersen,sefer-i dünyada bir mürşid-i kamil ara ki sana selamet bahşeden bir yolu göstersin ve bu cihanın sayısız olan afet,korku ve tehlikelerden seni kurtarsın. (Abidin Paşa hz.)
.evliyaullaha intisap etmek nusret ve saadet bulmaktır.
http://www.belgeler.com/blg/1xnb/abidin-paa-1259-1843-1324-1906-nin-mesnevi-erhi-ve-tasavvufi-dnceleri-abidin-pasha-1259-1843-1324-1906-commentary-of-mathnawi-and-mystic-thougts
hocam necm 3-4 ayeti gibi bir sözü var velilerle ilgili;
peygamberlerin ve velilerin irade ve işleri sırf ibadet ve saadet vesilesidir.zira söz ve fiileri,kendi heva ve heveslerinin eseri değildir.sayfa 142 zira Allah dostlarına müracaat,Allah Teala'ya müracaatır sayfa 144



• Hakk'a yaklaşmak istiyorsan ariflerle düş kalk! Hakk'a kavuşmayı, Hakk'a kavuşmuş kişilerden iste!
(TEVBE/119- Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyen kimseler)! Allah'a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla beraber olun.)
MEVLANA HZ Divanı Kebir (c. 1, 402)

Altı cihette bulunan, bu cihetlerden kurtulamayan kişiye Tanrı, o gönül sahibi vasıta olamadıkça nazar etmez.
Birisini reddederse onun için eder. Kabul ederse yine şefaatçi odur.
O olmadıkça Tanrı kimseye rızk vermez. İşte ben, vuslata ulaşan kişinin ahvalinden bir miktarcığını söyledim.
Tanrı, ihsanını onun eline kor da acınanlara onun elinden ihsanda bulunur.
Onun avucu ile bütünlük denizi birleşmiştir. O, neliksiz ve niteliksizdir ve tam kemal sahibidir.(Mevlana Hz.Mesnevi/875)

Herkes bir çeşit ibadete sarıldı, kendisi için bir türlü kurtulma çaresine yapıştı.
Sen, akıllı bir kişinin gölgesine kaç ki gizli gizli savaşan düşmandan kurtulasın.
Bu, senin için bütün ibadetlerden daha iyidir.
Bu suretle yolda ilerlemiş olanların hepsini geçer, hepsinden ileri olursun.
Bir Pîr ele geçirdin mi hemen teslim ol; Mûsâ gibi Hızır’ın hükmüne girip yürü.
Ya Ali! Sen, Tanrı yolundakini bütün ibadetler içinde Tanrıya ulaşmış kişinin gölgesine sığınmayı seç.(Mevlana hz.Mesnevi:2965)

Hak'dan bize haber viren erenler
Gönülde iste var Hakk'ı dediler
Hakk'ın cemâlini ayan görenler
Gönülde iste var Hakk'ı dediler

Gönül ili Hakk'ın gizli eli'dir
Andan haber viren gerçek velidir
Gaybî Hakk'a giden gönül yoludur
Gönülde iste bul Hakk'ı dediler

Sunullah Gaybî Hz.
http://seyyahin.blogcu.com/sunullah-gaybi-divani-34-67-sayfalar/826388

Mürşidlerdir Hakk yolunun başçıları
Mürid ile Allah arasında elçileri
Vahdaniyet deryasının yolcuları
Dergahında varıp kapıcı olasım gelir
AHMET YESEVİ 50. HİKMET
***ABDULRAHİM REYHAN ERZİNCANİ HZ NEFS MAKAMLARI VE EVLİYALIK MAKAMI
Şeyh; Evliyaullah, Allah'ın kapısı. Bir insan bir haneye girdiği zaman veya kapalı yerde olan nimeti çoğaltmak için onun bir kapısı vardır. Kapıyı bulacak ki oraya gitsin. Evliyaullah da Hak kapısıdır. Evliyaullah'ı bulamayan Allah'ın kapısını bulamıyor. Cenab-ı Hakk "Sâdıklarla olun." buyuruyor. Sadıklar velîlerdir. Onlar neden sâdık olmuşlar? Çünkü onlar şeriatı, tarikatı yaşamışlar. Onlar günahı-sevabı, haramı-helali, hayrı-şerri tamamen tefrik etmişlerdir. Onlarda haset, kibir, gurur kalmamış. Hülasa olmuşlar kâmil. İnsanlarda "safiye" makamı var.Nefsin yedi tane makamı vardır.İşte safiye makamına ulaşanlar. Allah'tan gelen ruhu Allah'a ulaşıyor. Cemü'l-cem oluyor. Allah'ın varlığına ulaşıyor. Allah ile birleşiyor. Bu haktır, vardır. Madem ki "Herşey aslına rücu edecek," buyruluyor. Öyle ise bu ceset toprağa rücu ediyor da, rûh niye gitmesin, gidecek. Ama ne ile gider? Vasıta ile gelmiş, vasıta ile gider. Bu vasıta meşâyih. Cenab-ı Hakk "ileyhi'l-vesîle." "Bil vesile arayın." Allah'tan geldiniz Allah'a gideceksiniz, ama Allah'tan bir vesile ile geldiniz, bir vasıta ile gideceksiniz. AbdurrahimReyhanErzincani



İmam Malik Rh.A.:
“Kim tasavvufun öğrettiği ahlâk ve manevi hal ilmiyle yetinip fıkıh öğrenmezse, dinden çıkacak işler yapar, zındık olur. Kim de fıkıhla yetinir, ahlâk ve manevi halleri öğreten tasavvuf ilmini öğrenmezse büyük günahları işler, fasık olur. Her iki ilmi öğrenen kimse gerçek bir müslüman olur.” (Aliyyu’l-Kâri, Şerhu Ayni’l-İlim)
İmam Şafii Rh.A (Mürşidi, Şeybani Râi)
Hem fakih, hem sufi ol, sakın birisiyle yetinme.
Bu sana hak için bir nasihattir dostum, incinme.
Sade fakihin kalbi katı olur, tadamaz takvayı
Öbürü de cahil kalır, nasıl yapar ıslahı.” (Muhammed Afif, Divan-ı Şafii)
İmam Ahmed b. Hanbel Rh.A
Bişr-i Hafi K.S.’nin meclisinde bulunurdu. Tam manası ile ona bağlanmıştı. Bir defasında talebeleri kendisine:
Sen hadis ve fıkıh alimi bir müctehitsin, birçok ilimde bir benzerin daha yok. Buna rağmen, niçin böyle hali-ahvali basit bir insanın yanına gidip geliyorsun, bu sana yakışır mı? dediklerinde, İmam, Evet, şu saymış olduğunuz ilimlerin hepsini ben ondan daha iyi bilirim, ama o da yücelerden yüce Allah’ı benden daha iyi tanıyor, diye cevap verdi. (Feridüddin-i Attar, Tezkiratu’l-Evliya)
İmam-ı Gazali'ye ‘Hüccet-ül İslâm’, Şeyh İzzettin bin Abdüsselam'a da ‘Sultan-ül Ulema’ dedikleri halde ve ikisi de şeriatı ve zâhirî ilmi en üst düzeyde bilmelerine rağmen yine de bir Mürşid-i Kâmile intisab etmişler ve tarikata girmişlerdir.
İmam-ı GAZALİ: “...Sonra kendi durumuma baktım. Bir de ne göreyim! Dünyevî alâkalar içine dalmış batmışım. Bu alâkalar beni her taraftan sarmışlar. Yaptığım işlerimi gözden geçirdim. Onların en güzeli tedris ve tâlim idi. Fakat bu sahada da ehemmiyetsiz, âhiret yoluna faydası olmayan ilimlerle meşgul olduğumu anladım. Tedris hakkındaki niyetimi yokladım. Onun da Allah rızâsı için değil, mevki ve şöhret kazanmak gayesi ile olduğuna kanaat getirdim. Bu hâlimle uçurumun kenarında bulunduğuma, eğer durumumu düzeltmek için harekete geçmezsem ateşe yuvarlanacağıma kanaat getirdim.”
“Yakinen anladım ki, sûfiler hakikaten Allah yolunu bulan kimselerdir. Onların gidişleri, gidişlerin en güzelidir. Gittikleri yol, yolların en doğrusu, ahlâkları ahlâkların en temizidir Dünyadaki bütün akıllı insanların akılları, hikmet sahiplerinin hikmetleri, şeriatın bütün teferruatını bilen zâhir ulemâsının ilimleri, onların gidişat ve ahlâkından bir şey değiştirmek ve yerine daha iyisini koymak üzere bir araya gelseler, buna muvaffak olamazlar.

‎"SEN TASAVVUF İLMİNİN BÜTÜN ESERLERİNİ YEDİDEN YETMİŞE OKUSAN, MÜRŞİDİ KAMİL ELİ TUTMADIKÇA SANA HİDAYET KAPISI AÇILMAZ." İMAM-I GAZALİ HZ.
***İmam-ı Azam hazretleri tasavvufa girdiği silsile-i saadatın 4. sü Cüneydi Bağdadi(k.s.)'e bağlandığı ve ömrünün son iki senesinde için söylediği söz bizim için ibret olmalıdır.(Levlessenetani ,leheleke Numani eğer son iki senem olmasaydı elbette helak olmuştum.)
Unutmayalım ki tüm mezhep imamları da mürşide tabi olmuşlardır Madem onların yolunu tasdik ediyoruz, biz niye mürşide bağlanmıyoruz. Onlardan daha iyi mi biliyoruz acaba?


***Abdulkadir Geylani:futuhurrabbani
Peygamber S.A. efendimiz bir Hadis-i Şeri-finde şöyle buyurur:
- «Ulema meclisinde oturmalısınız. Hakim-lerin sözünü dinlemelisiniz. Allah-ü Taala, yağ-mur suyu ile, yeri yeşerttiği gibi; hikmetle de ölü kalbleri ihya eder.»
Yine buyurur:

- «Hikmet, müminin yitiğidir, bulduğu yerde alır."

Avam halkın dilinde olan kelam, LEVH-Ü MAHFUZ'dan iner; orası ceberut alemidir. Derece itibarı ile hesaplanır. Hakka vasıl erlerin dilinden akıp gelen cümleler en büyük makamdan coşar.. Orası yakınlık ilidir; arada vasıta yoktur. Herşey aslına dönecektir. Bu sebeple kalbin dirilmesi için, ehl-i telkini arayıp bulmak gerek.. Bu farzdır. Peygamber S.A. efendimizin şu Hadis-i Şerifi buna işaret eder:

- «îlim, her müslüman kadın ve erkeğe farzdır.»

Burada farz olan ilimden murad, marifet. ve Hak yakınlığı ilmidir. Geri kalan bilgilerin, ancak lüzumu kadarı farzdır. Farz ibadetlerini edası için gereken fıkıh ilmi gibi..
Yakınlık alemine vara.. Derecelerin hiç birine iltifat etmeye.. Allah-ü Taala bir Ayet-i Kerimede şöyle buyurur:

- «Söyle, ben yaptığım işe sizden ücret istemiyorum. Ancak yakınlıklara bağlılık, sevgi.. (42/23)

Bazı rivayetlere göre, buradaki yakınlıktan murad. Hak yakınlığı bilgisini talimdir.
Hakikat-i Muhammedi Abdulkadir Geylani:
.......Peygamberimiz S.A.V efendimizin dilinden söylenen;Ben ve bana tabi olanlar basiret üzere..(Yusuf-108) ayetindekibana uyan cümlesinde bir işaret vardır. peygambere tam varis olan KAMİL MÜRŞİD anlatılır. Demek olur ki, benden sonra irşad; her yönden benim batini basiretime sahip olan kimse tarafından yapılacaktır. Burada tam velayet haline sahip olan zat murad edilmektedir;VELİ OLAN MÜRŞİD(KEHF17) AYETİNDEKİYLE AYNI ŞEYE İŞARET EDER.

Abdulkadir Geylani- Fethu’r-Rabbânî, 60. Meclis
Hakk Teâlâ’nın fazlını, keremini bulduktan sonra, o büyük insan halk arasına yine katılır. Sebebi; onlara hidayet yolunu göstermesi ve mülk sahibi kılmasıdır. Çünkü o kul, sonsuz mânevî bir mülke sahiptir. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayet öncülüğü eder.O öyle bir kuldur ki, Hakk’a vâsıl olmuş, O’nu görmüş ve mâsiva denen Hakk’ın Zâtından gayri şeyleri bilmiştir. Artık işi halkla uğraşmaktır. Yerine göre halkın tepesine bir tokmak olur. Hak olanla bâtıl olanı birbirden ayırt eder. Onları Azîz ve Celîl olan Allah’ın katına götürmek için (Ruh’unu Allah’a ulaştırmak için) bir RESUL. bir kılavuz olur. Bu zâta melekût âleminde Azîm yani büyük kişi ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun golgesinde golgelenir.


ABDULKADIR GEYLANI:İLİM-İRFAN MEKTEBİ
Allahu Teala basiretlerini açmak için O’nu bu gafil insanlara gönderdi. Gaye, onlari gaflet uykusundan uyarmak; visaline, ezelî cemaline ermeye, yani Allah’in Zat’ina davet idi. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin yolunu tayin için bildirilen bu Âyet-i Kerime bu duruma isaret eder: "Söyle: Yolum basiret üzerinedir. Ben ve bana uyanlari, ayni yola davet ederiz," (Yusuf, 108). Peygamber (s.a.v.) Efendimizin de bu Hadis-i serifi, ayni sekilde bizi asil gayeyi anlatir: "Ashabim gökteki yildizlara benzer, hangisine uyarsaniz, dogruyu bulursunuz….." Basiret, ruh gözesinden gelir. Evliya için FUAD makamindan açilir. Elde edilis tarzina gelince, zahiri bilgi ile olmaz. Ötelerden, batindan kopup gelen ilim lâzim… bu Âyet-i Kerime bizi, isin özüne iletir: "O’na canibimizden -ötelerden- ilim vermistik," (Kehf, 65). Insana gereken, basiret sahiplerini bularak, telkin yolu ile onlardan birseyler almaktir... O telkini yapan zat, velî, mürsid ve lâhut âleminden haber veren olmali…..
Abdulkadir Geylani Hz.nin Müridlerin kitabi
S.1065:Mürid, seyhini, Aziz Celil Rabbi ile bir vasita bilmelidir. RABBINE ULASTIRAN BIR YOL ve bir sebeb bilmelidir........
.....Bir SEYH ola, bir de Mürid. Bir sahip ola , birde onun sahip oldugu kisi. Bir uyan ola,bir de uyulan. BU DURUM, ADEM (a.s.)den BERI BÖYLEDIR , KIYAMETE KADAR DA BÖYLE SÜRECEKTIR.
Sayfa 1069:Mesayih (mürsidler) Allaha vardiran yoldur. Yüce Allaha götüren delillerdir. YÜCE ALLAHIN HUZURUNA CIKILAN KAPILARDIR. Anlatilan mana da olarak, her müride bir seyh gereklidir. Bu seyh dahi, beyan ettigimiz üzere olacaktir, mürid dahi öyledir. Yani ALLAHA ULASMAK DILEYEN her müride bir büyük zat gereklidir.
Sayfa-1102:Gencler seytanin sevgisine daha yakindir.Seytan tarafindan daha cok kabul görürler. Serre, fitneye, hevai arzulara tabi olmaya, nefsin fesadina, töhmete daha meyilldirler. Bütün bu anlatilan sebeblerden ötürü; onlarla arkadaslik etmek cok tehlikelidir.Meger ki, onunla arkadas olan zat, kendisine mana yolunda tabi olunan bir zat, Allahi bilen bir alim, PEYGAMBERLERIN VEKILI; HIDAYET IMAMI; ALLAH TARAFINDAN KORUNMUS BIR KIMSE OLA. Zira,hali anlatildigi gibi olan bir zat, hayir ögretendir. Halk-i kötülüklerden cekindiren ve onlari terbiye edendir. ONLAR YÜCE HAKK ILE HALKI ARASINDA BIR ELCI (RESUL) VE ONLARI GÖZETICIDIRLER.
Abdulladir Geylani Hz.nin sohbetler kitabindan:
Sayfa-275:Siz Allahin kitabina, Resulullahin ahlakina ve MÜRSIDLERE uymadikca ASLA FELAH BULAMAZ, KURTULUSA EREMEZSINIZ.
Sayfa-188:Ey nefs ve hevai arzularinin tabiatin kulu, sen kendi görüsünde kanaat etmis, sana hakikatleri ögretip terbiye edecek bir üstad, Mürsid edinmemissin.
Sayfa-201:Sadiklara, salihlere iltihak et, onlarin arasina katil, eger kimin salih, kimin münafik oldugunu ayirt edemezsen o zaman geceleyin kalk iki rekat namaz kil. Yarabbi, bana senin salih kullarini göster, SANA GELMEMDE KILAVUZLUK EDECEK KISILERI GÖSTER.


***Mutlaka halkla temas gerekli ise şüpheli işleri dahi yapmayan, zâhid, irfan sahibi ve bildiği ile amel edip Hakk'ı dileyenleri ara. Ve Hakk'ın arzu ettiği zâtları bul.Seni kullardan kurtaran ve Hakk'a götüren kimselerle ol; Hak yakınlığını sağlayan kimseleri bul. Seni kim bataklıktan çıkarır, doğru yola koyarsa onu dile. Gözlerini dünyadan çeviren ve âhirete açtıran zâtı sor. Dünyanın katlarını gözünden silip öbür âlemin köşklerini göstereni iste. O kimse ki, seni perişan hâlinden çeker ve nurlu âlemin hoşluğuna götürür, işte sana o yarar. Saydığımız vasıtaları benliğinde taşıyan kimseleri ara ve arkadaş ol. Sözleri acı da gelse dayanmayı bil. Emrini ve yasağını kabullen; hayrın peşinini ve geleceğini hemen görürsün. Kahraman ol, sabırlı kişi kahramandır. Şecaatin, bir anlık sabırdan ibaret olduğu malûmdur.
“ABDULKADİR GEYLANİ HZ İLAHİ ARMAĞAN KİTABINDAN 50. MECLİS
Bu konuşma Cuma sabahı medresede yapıldı.
Konuşma tarihi: Hicrî 18 Şaban 545, Milâdî 1150”

***Dikkat Dikkat Dikkat ABDULKADİR GEYLANİ HZ HUD SURESİ 78 AYET'teki irşadla vazifeli ayeti anlatıyor.Halbuki Din alimlerimiz irşadla vazifeli sadece Peygamberler demişlerdir ama irşadla vazifesi Peygamber efendimizden sonra devam ediyor.
HÛD Suresi 78 Ayet= minkum raculun reşîd(reşîdun).
Sizin aranızda irşad eden bir adam yok mu?” dedi.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hayatta olsaydı doğrudan alınacak ondan alınırdı. Gayrına ihtiyaç kalmazdı. Öbür aleme intilkal ettikten sonra, tecerred haline geçiyor, bizzat kendisi ile bağ kurulmuyor. İRŞADA MEMUR VELİLER de aynıdır. Onlar da bu alemden göçüp gidince, İRŞAD OLACAK OLMAZ. ANLAYIŞ EHLİ İSEN ANLA! DEĞİLSEN BİR ANLAYANI ARA..."
Gavsül Azam Abdulkadir Geylani hz.lerinin ''ÖTELERDEN HABERLER" orj.adı ''SIRR'ÜL ESRAR'' kitabından Abdulkadir akçiçek cevirisi.

***GENC KARDEŞİM!.., Önce kendi nefsinle ilgilen, ona ögut ver, sonra başkasına... Kendi nefs’inin pürüzleriyle meşgul olmaya bak, onu bırakıp da başkasına geçme!. Dikkat et ki ömründen islah edilmeye muhtaç birkaç günün kalmıştır evet sadece birkaç gün... Kendini bilemiyor, iç alemini anlıyamıyor isen başkasını kurtaramıyacağını bilmelisin... Bu halinle kendini bırakrp başkasına nasıl rehberlik yapabilirsin? çünkü insanlara ancak kalb gözü (basiret) açık olanlar,Allah ile her an görüşebilenler (Kalb kulağı olanlar) [hakki hak olarak bilip ona uyan bahtiyarlar) rehberlik edip yol gösterebilir; ve onları gunah ve gaflet denizinden ancak iyi yüzmesini becerenler kurtarabilir. Diğer bir tabirle, insanları Allah'a ancak Allah'ı bilen kimseler çevirebilir. Allah'ı bilmeyen bedbahtlar bu ulvi işe nasıl delalet edebilir?.(YUNUS/35,36:De ki: “Sizin ortaklarınızdan Hakk'a hidayet edecek (ulaştıracak) kimse var mı?” De ki: “Allah, Hakk'a hidayet eder (ulaştırır). Öyleyse Hakk'a hidayet eden (ulaştıran) mı tâbî olunmaya daha lâyıktır (daha çok hak sahibidir) yoksa hidayete erdirilmedikçe, kendisi hidayete eremeyen kimse mi?” Artık size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?Ve onların çoğu zandan başka bir şeye tâbî olmaz. Şüphesiz zan, haktan bir şey kazandırmaz. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını bilendir.)
Kaynak:Gavsül Azam Abdülkadir Geylani Hz. Sırrül Esrar



Yûsuf-Hakîkînin Tasavvuf Risalesi
2. HakkI Talep ve Bir Mürside Baglanmak
Amma bad. iyi bil ki Hakki talep edenler bu yolda dünyayi ve nefislerini terk ederek mesafe alanlardr. Bu yola gösteriş, iki yüzlülük ve gururla girilmez. Bu yola ancak bir mürside baglanalarak girilir; er-refîk sümmet-tarîk7. Allah buyurur: Yâ eyyühel-lezîne âmenût-tekullâhe veb-tegû ileyhi’l-vesîlete ve câhidû fî sebîlihî lealleküm tuflihûn8 .
7. Önce yoldas sonra yol.
8.El-Mâide,35. Ey iman edenler! Allahtan sakinin, ona yaklasmak hususunda vesile arayin, yolunda cihad edin ki felah bulasiniz.

Risale-i halidiyye-Imam Mevlana Halid-i:
Bu tarîkatta râbitasiz sülûk çok müskildir. Hak Sübhànehû ve Teàlâ;
(Vebtegû ileyhil-vesîlete) [Allaha ulasmaya vesîle isteyin!] (Mâide: 35) buyurmustur. Padisahlar huzuruna bile vasitasiz girmek müskül olunca, Cenâb-i Hakkin huzuruna girmek için vesîle biz-zarûre lâzimdir.
(Allàhu veliyyüllezîne âmenû) Allah iman edenlerin velîsidir. buyrulmuştur. (Bakara: 257)
Bu iman sâliki istidatlı bir hale getirip, tarikata geçmesine ve dolayısıyla husûsî velîlerden olmasına da vesile olur; nefsi emmârelikten tedrîcen mutmeinneliğe yükseltir. Bu Tarîkat-ı Aliyyeyede esas olan zikr-i ilâhî, şeriat-ı garrânın emirlerindendir. Mürşid-i aramak dahi şeriatın emridir. Esteüzü billah:
(Vebteğû ileyhil-vesîlete) [Allaha ulaşmaya yol isteyin!] buyrulmuştur. (Mâide: 35)
HALVETI SEYHINDEN- Muhyiddin Özevren:
Dehr-i dûnya mürsid-i dânâyi bulmaktir hüner
Bulunca ol kâmili,rengine boyanmaktir hüner
Bu dünya evinde bir insan için en büyük hüner, mürsid-i kâmili bulmaktir. Bulduktan sonra rengiyle renklenmek, haliyle hallenmek; yolunda ve izinde gitmek; itaat etmek; teslim olmaktir. El ele, el Hakka. Kuran-Kerimde: Ey îmân edenler! Allah’a karşı takva sahibi olun ve Allaha kavusmak için vesile arayin (mâide Suresi, ayet 35)diye buyurmustur.Ulema-yi izam ve evliya-yi kiram, buradaki vesilenin mürsid-i kâmil oldugunda ittifak etmislerdir.Rabbinize inâbe ediniz. (Zümer Suresi, ayet 54) Bu, tarihi bir vakadir. Sure-i Fetihde geçer. Buna, Secere-i Ridvan adi verilmistir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ve 1500 kisiMekkeye Beytullahi tavaf etmeye gidiyordu. Mekkeliler:--Resul-i Ekrem (s.a.v.) savasa geliyor, diye telâslandilar. Resul-i Ekrem Efendimiz:--Hayir! Savas için gelmiyorum; ziyaret için geliyorum, diye buyurdu ve Hz. Peygamber (s.a.v), 1500 kisi - biri hariç - bir agacin altinda hepsinden bîat aldi.Sana bîat edenler, Allaha bîat etmislerdir.(Fetih Suresi,ayet 10)Ayet-i kerimede Hz. Peygambere bîat edenlerin, Allaha bîat ettikleri buyruluyor. Mürsid-i kâmile bîat edenler de ayni düsünce içindedirler. Çünkü mürsid-i kâmil, Hz. Peygamberin vârisidir.
Azîz Mahmud Hüdâyî’nin
Et-Tarîkatü’l-Muhammediyye
Vesîletun İlâ’s-sa‘âdeti’s-Sermediyye adlı bu eseri çeviren gazi üniversitesinde akademisyen olan zat diyor ki mürşid farzdır;

Kemâle ermek kolayca başarılan sıradan işlerden değildir. Tarikata girmek kemâle ermek için yeterli olmaz. Önce bir kâmil mürşid bulmak gereklidir. Kâmil
mürşidi arayıp bulmak ve ona bağlanmak herkese farzdır. Nitekim Allahu Teâlâ
“ Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” (en-Nahl 16/43), ve “O’na yaklaşmaya
.vesile arayın” (el-Maide 5/35) buyurur. Yani, mürşid-i kâmili bulup ona bağlanarak onun izniyle zikre devam ediniz ve zikir ehli olunuz demektir.
Bu gibi Allah erleri dîn-i Ahmedî’nin direkleri ve koruyucularıdır. Kıyamete kadar bir an noksan olmazlar.

kaynak:

http://www.hudayivakfi.org/download/Teblig19.pdf
Bugün

Seyda Muhammed Konyevi (ks), Kuran ve Sünnet Isiginda Adab:
Muhaddis Ahmed bin Hacer Haysemi, Fetava-i Hadisiye isimli eserinde söyle buyurmustur: ‘Hulasa olarak Allah-u Zülcelâle süluk eden sahis için en güzel yol, bu söylenenlere vasil olmak için, bir tabib-i azam olan Mürsid-i Kâmile tabi olup, tedavisinin altina girmektir.’

Imam Fahreddin-i Râzî (ks) Tefsir-i Kebirinde fatiha suresindeki;
‘(Ya Rabbi) bizi, o kendilerine nimet verdigin mesutlarin yolu olan dogru yoluna hidayet eyle’ (Fatiha, 5,6 ) ayet-i kerimesinde: ‘Bir kimsenin ancak bir Mürsid-i Kâmile teslim olup manevi dairesine girmek suretiyle, kendilerine nimet verilen kisilerin dogru yoluna hidayet olabilir’ diye isaret ettigini söylemistir.

Hüccet-ül islam imam-i Gazali (k.s):
Sufiyyeye dahil olmanin ve onlarla beraber bulunmanin, farz-i ayn oldugunu söylemistir. (serhul Hikem li ibni Uceybe c. 1/ s. 7)
imam-i Gazaliye ‘Hüccet-ül islâm’, seyh izzettin bin Abdüsselama da ‘Sultan-ül Ulema’ dedikleri halde ve ikisi de seriati ve zâhirî ilmi en üst düzeyde bilmelerine ragmen yine de bir Mürsid-i Kâmile intisab etmisler ve tarikata girmislerdir.
Halbuki Allah-u Zülcelâl; ’Ey iman edenler! Allah’a takva sahibi olun ve sadiklarla beraber olun’ (Tevbe,119) diye emretmistir, diger bir âyet-i kerimede de; ‘Bana yönelenin yolunu tut’ (Lokman,15) buyurmustur. Bu âyet-i kerimelerden de anlasildigi gibi bir kimsenin bir Mürsid-i Kâmile intisab etmesi vaciptir. Hatta imam-i Gazalinin buyurdugu gibi farz-i ayndir. Çünkü sadiklarla beraber olmak, emir olarak bildirilmistir.
Imam Gazali:Kalplerin Kesfi s.235
Hz. Ali r.a: Isra-71:"Yevme ned'u kulle unesin bi IMEMIHIM." "O gün bütün insanlari Imamlariyla cagiracagiz." Bu ayette ki Imam, insan topluluklarinin her devirdeki Imam'i demektir. Buna göre her zamanin halki, emirlerini uygulayip, yasaklarindan kacindiklari Imam'la cagrilacaklardir.
Meşayih-i Kiram’dan Seyyid Ahmed Er Rufai (RA) Hz.leri :
Ey müminler! Allah (CC) Hz.leri’nin dostları evliyalara yapışınız. Onları sevmeniz ve onlara yaklaşmanız lazımdır. O evliyalara yaklaşmanız ve sevmeniz sebebiyle size bereket ve lütuf hasıl olur ve ey müminler! Evliyalarla beraber olunuz. Zira onlar Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin mensublarıdırlar. (Elburhanil Müeyyed S.28)
BILAL NADIR HAZRETLERINDEN
......."Ümmetimin âlimleri, ben-i İsrail peygamberleri gibidir".buyurmuşlardır.Ümmetime, din yolunu gözetmekte ve göstermekte onlara uymak gerektir, demek istemişlerdir. Burada âlimlerden murad elbette ve elbette ilimleriyle âmil olan âlimlerdir. Onlar, meşâyihten şeyhlerden olup halkı Hakka çekip götürenlerdir.(Allah’a ulaştıran)
Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)den rivâyet edilen şu Hadîs-i şerîf, bu görüş doğrulamaktadır:Şüphesiz Cenâb-ı Hakk bu ümmet için her yüz senenin başında dinini yenileyecek bir zât gönderir. Bu Hadîs-i şerîfin sırrı çoktur. Şerhi uzâtmayalım ve maksada dönelim:Demek oluyor ki, Şeyhler Allahu Teâlânın kullarına kılavuz olmak ve onları Alla’a götürmek için gönderilirler. Şu halde, bunlara mutlaka uymak gerektir. Eğer uyulmayarak muhalefet edilecek olursa, din yolunda eksikliktir.
.......Şeyhlere uymak ve onları sevmek lazımdır ve her kişiye bir Şeyh edinmek ve onun edebi ile edeplenmek gerektir. Zira, Şeyhler taliplerin çobanı gibidir. Çobanı olmayan koyunu, elbette kurt kapar. Sen olmasaydın bu kâinatı yaratmazdım. demiş iken, Cebrâil (Aleyhis-selâm) Ona mürşid oldu ve kılavuzluk etti. Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz de bu yolu mürşidsiz yürümedi.
Müzekkin-Nüfus, s.419; El-Uhûdül Kübra, (İmâm-ı Şarâni), s.994.Berikâ, c.1, s. 58.
Mirât-i Kâinât, c.1, s.414; Müzekkîn-Nüfus, s. 420.
CÜNEYDI BAGDADI HAZRETLERI
"Herkese bir Mürsidi kamil lazimdir. Aksi halde mel'un seytan gelip kendisine musallat olur ve insan mazallah ona tabi olur."
Necmeddin Kübra K.S:Tasavvufda on temel esas.
Mübarege sormuslar Eren ne demektir? Cevap: Ermis zat Vuslati gerceklestirmis Kamil insane.
Yine sormuslar Hicret nedir? Cevap: Kisinin beden memleketinden ayrilip Ruhlarin vatanina göcmesidir.
-Her ferd döne döne Hakka ulasir ona kavusur (ve ileyhi türcaun.Yasin 56)
- Salikde istidat ve EHLI MÜRSIT olursa kisa sürede Allaha vasil olur.
TASAVVUF HAKKINDA FIKHİ MÜLAHAZALAR
Selef-i salihin döneminde tasavvuf ,temel kaynakları zühd, takva, nefsi tezkiye, kalbi selim, ihlas kavramlarıyla hayatın her alanında kendisini gösteriyordu.
İmam Gazali der ki:İlk asırda fakih denilince ahiret yolunu, nefsin afetlerindeki incelikleri, davranışların mefsedetlere götürenlerini, kalpte korkunun yerleşmesini bilen kimseler kastedilirdi. Yoksa Arapçanın furûunu ve fetva hükümlerini bilenler değil.(1)
İslam’ın ilk asırlarında fakihler, muhaddisler ve sûfîler arasında bir dostluk, sevgi ve bilgi alışverişi vardı. İbn-i Teymiyye ki tasavvufa dair bir çok eserin sahibidir. Evliyaullah adlı eserinde, tabiinden sonra sûfî şeyhlerini sayar ve onların yoluna uymaya çağırır.( 4). Şu halde tarikatte olsun olmasın hiçbir müslümanın bu farzı ayn olan nefis tezkiyesi ve kalp tasfiyesi gereklerinden müstağni kalması düşünülemez. Öte yandan Allah’ı çokca zikredin, sadıklarla beraber olun gibi mü’minlere emir sigasıyla gelen ayetleri de gözönüne alırsak her müslümanın bu vazifelerini asgari sınırlarda da olsa ifa edebilmesi için bu husustaki ilmihalini bilmesi zaruridir. ( 11 )

İmam Şa’ranî de bu hususta:
Ehl-i tarik, insanı Allah’ın huzuruna kalp huzuruyla çıkmaktan meneden kötü sıfatlardan temizlenmeye irşad edecek bir müşid-i kamile intisabın zarurî olduğunda icma etmiştir. der. Ancak mürşidin âlim, kâmil ve mükemmel olması gerekir. Bu terbiyeye girmeyen kişi kin, hased, ucb, kibr, dünya sevgisi, nifak gibi hallerden (tam anlamıyla) kurtulamaz.

Cenab-ı Hakk’ı taleb eden, her şeyi kendi mürşidi bilir. Bütün eşyadan dersini almaya çalışır. Uyanık olur. Eğer sadık olursa Allah’a vasıl olur. Yoksa bin mürşid bir araya gelse bile bu adamı vuslata erdiremez. Görmezmisin ki Rasulullah (s.a.v.) ekmel-i mürşidin olduğu halde bir kısım ona sadakatle bağlandı, diğer kısım münafık oldu veya yüz çevirip helak oldu.( 13 )(Hucurat-14)
Said Havva:
‘Kimi, Allah dalalette bırakırsa onun için veli (yardımcı) bir mürşid bulamazsın’ (Kehf s.17) ayetiyle ilgili olarak Said Havva şu değerlendirmeyi yapar: Ayetten anlıyoruz ki hidayete erdirme de en son güç veli bir mürşiddir. İnsan elini bir mürşid-i kamile verirse hidayet konusunda en iyisi açığa çıkar. Onlar Peygamber varisidir.( 15 )
Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretleri:
"Dünyaya gelmekten murad Mürşid-i kâmil’i bulmaktan ibarettir."
Abdurrahim Reyhan Erzincani
.........Allah'ı sevmek, Evliyaullah'ı sevmektir............
.........İnsanların rûhu Allah'tan gelmiştir. Allah'a gitmek ister. Kendi kendine gidemiyorsa, kendinize bir vesile arayın. Onun için evliyaullah vasıtadır. Evliyaullah'ı bilmezse, evliyaullah'ı bulmazsa, evliyaullah'ın uhdesinden geçmezse, Allah'ı bulamaz. Evliyaullah kul ile Allah arasında bir vasıtadır..........Derviş: Herşeyden geçmiş. Allah'tan başka birşey yok. İnsanların gönlündekileri silen ne oluyor? Allah sevgisi. O da mürşidsiz olmaz...........Şeriat, tarîkat, hakikat, marifet. Allah'tan gelen ruhu Allah'a ulaştırmak için bu dört şey vasıtadır. Bir defa şeriatsız tarîkat olmaz. İsterse Peygamber Efendimiz mürşidimiz olsun.
Kabiliyyet bizde olmazsa meşâyih neylesin
İster ise mürşidi olsun Muhammed Hazreti
Şimdi bu salona girmek için kaç kapıdan geçerek girdiniz. İşte bunların yolları birbirinin içinden geçiyor. Tarîkatın yolu şeriattan geçiyor. Meşâyihe teslim olup, himmetini alırsak o zaman tarîkatı anlayabiliriz. Hak olduğuna inanacağız.
Sermâye bu yolda hemân
Teslim ol şeyhine inan
Yunus EMRE
Kadilar müftüler cümle geldiler
Kitaplarin hep önüme koydular
Sen bu ilmi nerden aldin dediler
Bir kamil mürside varmazsan olmaz.
Yunus EMRE
EY BENIMLE YAR OLUP, SEYHE GIDEN GELSIN BERI
VARLIKLARI TERK EYLEYIP, TALAN EDEN GELSINBERI
TERK EDELIM KIYLU KALI, ISTEYELIM DOGRU YOLU
SEYHIM ELI CEVHER DOLU, CEVHER ALAN GELSIN BERİ
GEVHER CANIN MAKSUDUDUR,
MAKSUD ICIN MANSUR GIBI
SERDEN GECEN GELSIN BERI
ERMEK DILERSEN MAKSUDA ,
COK HIZMET EYLE MÜRSIDE
-----------------------------------------------
Seyhsiz varamazsin yolu
Zinhar seyhe eris $eyhe
§eyhin himmetidir äli
Zinhar $eyhe eri$ $eyhe
Bir $eyh edin yola rehber
i$bu yola $eyh ile var
Budur sana dogru haber
Zinhar $eyhe eri$ $eyhe
Gör ol $eyhsiz gidenleri
kimi mülhid kimi dehri
Olma sen cebri ya kaderi
Zinhar $eyhe eri$ $eyhe
Hak sahibi iken Resul
$eyhsiz Hakk'a varmadi yol
Kim $eyhi yok $eytandir ol
Zinhar $eyhe eri$ $eyhe
Talibiysen Hak yolunun
Var elinin tut bir ulunun
Ahmet Yesevi HZ.
Tarikata şeriatsız girenlerin,
Şeytan gelir imanını alır imiş.
İşbu yolu pirsiz dava kılanlar,
Şaşkın olup ara yolda kalır imiş.
Tarikata siyasetli mürşit gerek,
O mürşide itikatlı mürit gerek,
Hizmet edip pir rızası bulmak gerek,
Böyle aşık Haktan nasip alır imiş.
Kaynak: Mevlana Celaleddini Rumi; Rubailer, Kültür Bakanlığı Yay. Çev: M.Nuri Gençosman, MEB Devlet Kitapları, Şark İslam Klasikleri 39
14üncü basamak:
Bir insanın içinde, manevî terbiyenin gelişmesi için, zahirde bir mürebbiye bağlanıp ondan alınan bir telkin gerektir. Bu mürebbiler, nebiler ve velîlerdir. Kalbin ve kalıbın lambası yanmaya bunların terbiyesi hasıl olunca başlar. Onlardan bir başka ruh alınır. Bir Âyet-i Kerimede şöyle buyurulur:
-“ Allah, ruhu emri ile, kullarından istediğine ilka eder.” (Gafir, 15)
Dolayısı ile kalbin sağlık bulacağı bu ruhun telkini için bir irşadcı aramak lâzımdır.” (S.117)
Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretlerimizin:
“Dünyaya gelmekten murad Mürşid-i kâmil’i bulmaktan ibarettir.” buyurmaları bu hakikatın bir ifadesidir ve intisab bu bakımdan lüzumludur.
Tasavvuf, Allah sevgisine yegâne vesiledir.
İntisab etmek istendiği zaman evvelâ istihâre yapılır. “Eğer bana nasip etmişsen ve kime nasip etmişsen bana göster, bileyim ve ona göre gireyim.” diye Allah-u Teâlâ’dan istimdat edilir. Bir alâmet zuhur ederse ehli bulunup ehline tabir ettirilir. Ehli olmazsa, yanlış bir tabir ile kişiyi dalâlete sevk eder. Ehli bulunacak ve o tabire göre hareket edilecek. Tarikat-ı aliye’ye böyle girilir. Bu kadar lüzumlu bir yol, Ahmed’e Mehmed’e intisab etmek demek değildir. Rehber bulununcaya kadar aramak icabediyor. “İntisab ettim, bağlandım.” gibi sözler boş sözlerdir.
Allah-u Teâlâ ezelden nasipdar ettiği kimsenin nasibini, yolun hakiki rehberine teslim eder ve kişiyi ona ulaştırır. Mürid günâ gün o nasibi alır ve terakki eder. Mevlâ o nasibi koymasaydı, mürşidde o nasip yoktu. Mürşid O’nun koyduğu nasibi vermiş oluyor. Daha doğrusu o kanaldan almış oluyor. Çünkü veren yalnız Allah-u Teâlâ’dır.
Meselâ çocuk annesini emiyor. Annesi: “Sütü ben verdim.” diyebilir mi? “Ben verdim” dese, peki ona sütü kim verdi? Evet hakikaten çocuğu annesi emzirdi ama, süt ona ait değil. Sütü vereni kimse düşünmüyor. Her şeyde Allah-u Teâlâ’nın ikram ve ihsanı vardır.
Mürşid de böyledir, bir ana gibidir. Nasipdar olanlara Allah-u Teâlâ’nın ezelden yerleştirdiği nasiplerini verir. Kendisine ait hiçbir nesnesi yoktur.
Mürşidleri de Mürşid-i kâmil yetiştirir.
Kaynak: TASAVVUF'UN ASLI
HAKİKAT VE MARİFETULLAH İNCİLERİ ( 3 Bölüm)
Allahu Teala her devirde insanlarin arasindan bir halife seciyor. Bu halife zamanin Imam'i olarak adlandiriliyor. Devrin Imam'inin bir cok görevleri vardir ve her zaman parcalarinda mutlaka bir devrin Imam'i mevcuttur. Allahu Teala buyuruyor: Isra-71:"Yevme ned'u kulle unesin bi IMEMIHIM."
"O gün bütün insanlari Imamlariyla cagiracagiz."
Hz. Ali r.a.'in bu ayet hakkinda ki aciklamasi:
"Bu ayette ki Imam, insan topluluklarinin her devirdeki Imam'i demektir. Buna göre her zamanin halki, emirlerini uygulayip, yasaklarindan kacindiklari Imam'la cagrilacaklardir." (Kalplerin Kesfi Imam Gazali s.235)
«O ruhu; emri olarak kullarindan dilediği kimsenin başının üstüne yerleştirir.»(Mümin 15)

Bu ruh, kudret aleminde durur.. Müşahade aleminde yer tutar. Hakikat aleminin de malıdır. Allah-ü Tealanın zatından gayrına iltifat et-mez. Bu alemi anlatmak için. Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurur:
- Dünya, ahiret ehline haramdır. Ahiret, dünya ehline haramdır.

Dünya ve ahiret, Allah-ü Taalanın zatını arzu edenlere haramdır.

Bu ruh, TIFL-I MAANÎ'dir. Allah-ü Taala'ya vusul oradan olur.
 
Kaynak: Gavsül Azam Abdülkadir Geylani Hz. Sırrül Esrar    
"Benim ümmetimin varisleri israilogullarindaki nebiler gibidir."
"Kim Bana itaat ederse muhakkak ki Allah'a itaat etmis olur. Kim Bana isyan ederse, Allah'a isyan etmis olur. Her kim Imam'a (devrin Imam'ina) itaat ederse, muhakkak ki Bana itaat etmis olur. Her kim Imam'a isyan ederse, muhakkak ki Bana isyan etmis olur." (Ibni Mace 8/2589)

O (Mehdi) Allah'in tayin ettigi Zamanin Imam'idir." (Mektubati Rabbani 1.cild s.814)

"Size Allah'a karsi takvayi, basiniza siyah bir köle bile gelse emrini dinleyip ona itaat etmenizi tavsiye ederim. Icinizden yasayacak olanlar cok ihtilaflar göreceklerdir. Benim sünnetime ve MÜRSID HALIFE MEHDILERIN sünnetlerinin yolundan ayrilmayiniz. Bu yola sImsIki sariliniz, sonradan ortaya cikanlardan kacininiz, cünkü her bid'at dalalettir." (Ebu Davud ve Tirmizi)
( ITTEBI'U HULEFEIR RASIDINEL MEHDIYYIN, diye arapcasi gecmekte.)
Resulullah (sav) söyle buyurdu: Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah HER YÜZ SENENİN BASINDA su ümmetin dinini bidatten (dine sonradan karismys batyi uygulamalardan) ayyiacak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zati gönderir. (Sünen-i Ebu Davud, 5/100) (Yeb’asü lihazihil ümmeti Alâ ra’si külli mieti senetin men yüceddidü leha diyneha")
Bu gönderilenler, her asirda dini tecdid eden Müceddidlerdir. Müceddidler her 100 senede bir gelir, fakat devrin Imamlari her zaman parcalarinda mevcuttur. Her müceddid devrin Imam'idir, fakat her devrin Imam'i bir müceddid degildir. Madem Müceddidler ve Imamlar Allah tarafindan gönderiliyorlar, o zaman nasil oluyorda resul olmuyorlar. Bir kac hadis daha verip bu yaziyi bitiriyorum insaallah, Allah hepinizden razi olsun.
Alemlerin Halikı (CC) buyurur ki: "Ben insanın sırrıyım, sırrım onun sırrındadır. İşte bu sultanlar diridirler, hiç ölmezler.."
C.İslam S.61
Alemlerin Fahr-i Ebedisi (SAV) buyuruyor: "Muhakkak Hak Teala (cc) Hz.leri bu ümmete bais eder gönderir. Her yüzyılda (asırda) bir kimse din işlerini yeniler, tazeler, ba'seder. Sizden bir taife halki Hakk'a (cc) davetle meşgul olurlar. Bunlar ehli haktır. Bu kimseler din işlerini yeniler, tazeler. Bu Allah (cc) Hz.leri'nin dostları, Allah-ü Teala (cc) Hz.leri'ni kullarına sevdirirler." (Sahih-i Buhari; Müslim)
"Rabbinizin içinde yaşadığınız günlerde nefhâları, feyiz rayihaları vardır. Açın gözünüzü bilin. Agâh olun ki, o nefhâları karşılayın. Onları, istikbâl ve Kabul edin.

ABDULKADİR GEYLANİ SIRRUL ESRAR
PeygamberimizS.A.Vefendimiz dilinden söylenen;''''ben ve bana tabi olanlar basiret üzere..''''(yusuf108)ayetineki''bana uyan ''cümlesinde bir işaret vardır.peygambere tam varis olan KAMİL MÜRŞİD anlatılır.demek lurki,benden sonra irşad;her yönden benim batibni basiretime sahip olan kimse tarafından yapılacaktır.burada tam velayet haline sahip olan zat murad edilmektedir;''VELİ OLAN MÜRŞİD''''(KEHF17)AYETİNDEKİYLE AYNI ŞEYE İŞARET EDER.*peygamber efendimizS.A.V efebndimiz hayatta olsaydı doğrudan alınacak ondan alınırdı.gayrına ihtiyaç kalmazdı.öbür aleme intilkal ettikten sonra,tecerrd haline geçiyor,bizzat kendisi ile bağ kurulmıyor.İRŞADA MEMUR VELİLER de aynıdır.onlar da bu alemden göçüp gidince ,İRŞAD OLACAK OLMAZ.ANLAYIŞ EHLİ İSEN ANLA!,DEĞİLSEN BİR ANLAYANI ARA....*hayatta olan velinin ,peygamber S.A.V.EFENDİMİZ le her bakımdan ilgisi vardır .TAM VERASET HALİ BUNU GREKTİRİR .hayatta olduğu müddet o veraseti ve irşad makamını idare eder.bu hali taşıyana peygamberden rehberlik ve kulluk yardımı gelir.bu yardımla ;halk arasında tasavvuf yolunu devam ettirir;anla..*ergin,vuslat alemini bulmuş,geçmiş zatlar tarafından makbul olan bir zatın telkini LAZIMDIR.bu zat o aleme erdikten sonra ,Allahın emri ile ,noksan kişilerin ekslklikiğini tamamlmak için,bu aleme gönderilmiş olmalıdır.bu gelişde vasıta bizzat peygamber efendimizS.A.V OLMALIDIR...
SAİD-İ NURS-İ HAZRETLERİ;
(29 mektup -D sayfa 477)
Tarîkatta hissesi olmayan ve kalbi harekete
(Orjinal Sayfa478)
gelmeyen, bir muhakkik âlim zât da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkilleşmiştir.
Tarîkatın dinî ve uhrevî ve ruhanî çok mühim ve ulvî neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız âlem-i İslâm içindeki kudsî bir rabıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci, te'sirli ve hararetli vasıta tarîkatlar olduğu gibi; âlem-i küfrün ve siyaset-i Hıristiyaniyenin, nur-u İslâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal'a-i İslâmiyeden bir kal'asıdır.?
Ehl-i tarîkat, ehl-i dalaletin hücumu zamanında îmanlarını muhafaza etmesidir. Âdi bir samimî ehl-i tarîkat; sûrî, zâhirî bir mütefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder. O zevk-i tarîkat vasıtasıyla ve o muhabbet-i evliya cihetiyle îmanını kurtarır.
MÜRŞİDİN İRŞAD ETMESİ

barla lahikası 27.mektup(risale-i nur)said nursi ( Kuleönü'nden Sarıbıçak Mübarek Mustafa'nın kardeşi Küçük Ali'nin fıkrasıdır.)
Ve madem kıyamete kadar bâki bıraktığı Kur’ân ve Kur’ân’ın tayin etmiş olduğu mânevî doktorlar, kıyamete kadar gelecek mü’minlere maddî ve mânevî doktorluk vazifesini görecekler. Ve şimdiki hal vilâyetimiz dahilinde bulunan mânevî doktora müracaat edeyim diyerek, ruhum her an gezmekte iken bîhuş olup yattım.
burada kuranın tayin ettiği doktor derken kuran Allah sözü olduğundan Allahın tayin ettiği doktorlar mı diyor?
Bana rüyamda üç şahıs gösterildi. İkisinin ismini söylemediler. Diğeri Üstadım Bediüzzaman’ı, ismiyle söylediler. Hemen eline yapışıp ellerini öptüm. Üstadım acele olarak cebinden bir kalem ve bir kâğıt parçası çıkarıp bana verdi. Hemen uyandım.
Peder ve validem ehl-i kalb olduğundan, rüyayı anlattım. Pederim, “Bu Zât Barla’ya henüz yeni geldi. Bir iki sene kadar oldu. Git, müracaat et” dedi. Ben dedim: “Daha askere gitmedim, yaşım genç. Böyle büyük mânevî bir doktorun yanına bu yaralarla nasıl gideyim ve nasıl cerrahiyesine dayanayım?” Bana “Git” denildi. Hitap iki oldu. Hemen sabahleyin kalkıp gittim. Üstadımı görünce, bir-iki dakika titredim. Sonra, “Fesübhânallah” dedim. “Doktoru görünce o yaralar bütün kuvvetleriyle bağırıyorlar. Verdiği eczâlara tahammül edemeyecekler.” O yaraları açamadım. Üstadım da talebeliğe kabul edip, beş vakit farzı bırakmayacağıma çok çok tenbih etti.

Senedim yok, fakat bâki kalan onbeşinden yarısını âhirete sarfetmek için Kur'ân-ı Hakîm'in hâlis bir tilmizi (talebesi yani mürşid)beni irşad etti. O han ise, benim için İstanbul imiş(Orjinal Sayfa:341) ÜÇÜNCÜ NÜKTE: Yirmiüçüncü Söz sözler 23. söz
MÜRŞİDE TABİYETİN GEREKLİLİĞİ
Evet,<<el-merru mea men ehabbe>> (kişi sevdiğiyle beraberdir)sırrınca, âdi bir adam, en yüksek bir makama, muhabbet ettiği âlî-makam bir zâtın tebâiyetiyle(tabiyetiyle) girebilir.(gençlik rehberi mukaddime 6şeret 21 bölüm)
saidi nursi hazretlerinin mürşidleri
Şeyh mehmet celali efendi(13 yaşında tabi oldu 3 ay sonra icazet aldı)
Şeyh emin efendi
Seyit nur mehmet efendi
Molla mehmet effendi
11,şua 2, meselenin hülasası
İşte bu temsil gibi, her vakit gördüğümüz ecel darağacının arkasında mukadderat-ı nev'-i beşer piyangosundan ehl-i iman ve taat için -hüsn-ü hatime şartıyla- ebedî ve tükenmez bir hazinenin bileti çıkacağını; yüzde yüz ihtimal ile sefahet ve haram ve itikadsızlık ve fıskta devam edenler -tövbe etmemek şartıyla- ya i'dam-ı ebedî (âhirete inanmayanlara) veya daimî ve karanlık haps-i münferid (beka-i ruha inanan ve sefahette gidenlere) ve şekavet-i ebediye i'lamını alacaklarını yüzde doksandokuz ihtimal ile kat'î haber veren, başta ellerinde nişane-i tasdik olan hadsiz mu'cizeler bulunan yüzyirmidört bin peygamberler ve onların verdikleri haberlerin izlerini ve sinemada gibi gölgelerini, keşf ile, zevk ile görüp tasdik ederek imza basan yüzyirmidört milyondan ziyade evliyalar (kaddesallahü esrarehüm) ve o iki kısım meşahir-i insaniyenin haberlerini aklen kat'î bürhanlarla ve kuvvetli hüccetlerle -fikren ve mantıken- yakînî bir surette isbat ederek tasdik edip imza basan milyarlar gelen geçen muhakkikler, (1) müçtehidler ve sıddıkînler; bil'icma', mütevatiren nev'-i insanın güneşleri, kamerleri, yıldızları olan bu üç cemaat-ı azîme ve bu üç taife-i ehl-i hakikat ve beşerin kudsî kumandanları olan bu üç büyük ve âlî heyetlerin fermanları ile verdikleri haberleri dinlemeyen ve saadet-i ebediyeye giden, onların gösterdikleri yol olan sırat-ı müstakimde gitmeyenler, yüzde doksandokuz dehşetli tehlike ihtimalini nazara almayan ve birtek muhbirin bir yolda tehlike var demesiyle o yolu bırakan
Mürşidlerine ulaşamayanların üzerinde, mürşidin gölgesi yoktur, Mevlânanın dediği gibi. "Müracaat edin, mürşidinize ulaşın, başınızın üzerinde mürşidin gölgesi (onun ruhu) olsun." diyor.
hepinizin başınızın üzerinde Devrin İmamı'nın ruhu, Mevlânanın deyimiyle "mürşidin gölgesi" bulunsun dileğiyle
İSLAMIN 2 İNCİ SAFHASI MÜRŞİDE TABİYET HZ.MEVLANA:
• Günese arkasını dönen kisi kendi gölgesini imam edinmistir. Kendi gölgesine uymustur. Bu yüzden onun namazı
namaz degildir.(c. II, 931)


MÜRŞİD
585. Kılavuzsuz yola gidene iki günlük yol, yüz yıllık yol olur.
Kâbe’ye delilsiz giden bu başı dönmüş zavallılar gibi zillete düşer.
590. Ustaya müracaat etmeksizin bir sanat tutan kişi şehre de alay mevzuu olur, köye de!
Doğuda da, batıda da anasız, babasız bir insan doğması pek nadirdir.
Bir işe girişen, çalışan kişi mal kazanır. Ama nadir olarak bir adam, bir hazine de bulabilir.
Fakat nerede bir Mustafa ki cismi can olsun da “ Er rahman, Allemel Kur’an- Rahman, ona Kur’an’ı öğretti” sırrına ersin.(MESNEVİ3CİLD)
MÜRŞİD
3450. Fare, “ Tövbe ettim, Allah hakkı için beni bu helâk edici sudan geçir.” dedi.
Deve acıdı, “ Haydi hörgücüme sıçra, otur.
Bu geçiş, benim işim. Seni de, senin gibi yüzlercesini de geçiririm” dedi.
Madem ki peygamber değilsin, yola düş de günün birin de kuyudan kurtulup yüce bir makama erişesin.
Sultan değilsen yürü, raiyet ol. Kaptan değilsen gemiyi öyle alabildiğine yürütme.
3455. Ticarette kâmil değilsen yalnız başına dükkân açma; yoğrulup kemale gelinceye dek birisinin hükmü altına gir.!
“ Susun, dinleyin” emrini işit, sükût et. Madem ki Allah dili olamadın, kulak kesil.
Söylersen bile sual tarzında söz söyle. Padişahlar padişahıyla edepli konuş!
Kibir ve kinin başlangıcı şehvettendir. Şehvetinin yerleşip kuvvetlenmesi de itiyat yüzündendir.
Kötü huy, âdet edindiğinden dolayı sağlamlaşır, yerleşir. Seni ondan vazgeçirmek isteyene kızarsın.
3460. Toprak yemeye alışırsan kim seni bundan menetmeye kalkışırsa onu düşman sayarsın.
Puta tapanlar, bu tapmayı huy edindiklerinden men edenlere düşman olmuşlardır.
İblis, ululanmayı huy edinmişti de eşekliğinden Âdem’i kendisinden aşağı gördü.
“ Benden daha ulu başka birisi yok ki. Benim gibi bir kişi, ona secde eder mi?” dedi.
Ululuk zehirdir. Ancak, ta ezelden panzehire sahip olan ruh müstesna.
KENDİNE PİR ARA
2935. Gerçi vücudun nazik ve çok zayıf , fakat sensiz cihanın işi yoluna girmiyor.
Gerçi ışık ( gibi nurlu, lâtif) ve sırça ( gibi ince ve nazik) oldun. Fakat gönül ehlinin başısın, onlara muktedasın.
Mademki ipin ucu senin elindedir, senin isteğine tâbidir; gönül gerdanlığının incileri de senin ihsanındır.
Yol bilen Pîrin ahvalini yaz; Pîri seç, onu yolun tâ kendisi bil.
Pîr, yaz mevsimidir; halk ise güz ayı...Halk, geceye benzer, Pîr aya...
2940. Genç ve terü taze talihe Pîr adını taktım. Fakat o, Halk tarafından Pîr olmuştur, günlerin geçmesiyle değil.
O öyle bir Pîrdir ki iptidası yoktur, ezelîdir. Öyle tek ve eşsiz inciye eş yoktur.
Eski şarap esasen kuvvetlidir, hele “ Min ledünn” şarabı olursa...
Pîri bul ki bu yolculuk, Pîrsiz pek tehlikeli, pek korkuludur, âfetlerle doludur.
Bildiğin ve defalarca gittiğin yolda bile kılavuz olmazsa şaşırırsın.
2945. Kendine gel! Hiç görmediğin o yola yalnız gitme, sakın yol göstericiden baş çevirme!
Ey nobran! Pîrin gölgesi olmazsa gulyabani sesi, seni sersemleştirir, yolunu şaşırtır.
Gulyabani, sana sana zarar verir, yolundan alıkor. Bu yolda nice senden daha dahi kişiler kaybolup gittiler.
Yolcuların yollarını şaşırdıklarını, kötü ruhlu İblis’in onlara neler yaptığını Kur’an’dan işit!
Onları ana yoldan yüz binlerce yıl uzak olan yola götürdü, felakete uğrattı, çırçıplak bıraktı.
2950. Onların kemiklerine, kıllarına ( onlardan kalan eserlere) bak da ibret al; eşeğini onların yoluna sürme.
MÜRŞİDE TABİYET:
420. Gölgeye doğru ok atar. Bu araştırma yüzünden okluk bomboş kalır.
Ömrünün okluğu boşaldı. Ömür gitti; gölge avı ardında koşmada yandı eridi!
Bir kişinin dadısı(mürşidi), Tanrı gölgesi olursa onu gölgeden ve hayalden kurtarır.
Tanrı’ya kul olan, Tanrı gölgesidir. O bu âlemden ölmüş, Tanrı ile dirilmiştir.
Fırsatı kaçırmadan ve şüphe etmeksizin onun eteğine sarıl ki âhir zamanın sonundaki fitnelerden kurtulasın.
425. Tanrı gölgeyi nasıl uzattı (âyeti) evliyanın nakşidir. Çünkü velî , Tanrı güneşi nurunun delilidir.
Bu yolda bu delil olmaksızın yürüme, Halil gibi “Ben batanları sevmem ” de!
Yürü, gölgeden bir güneş bul. Şah Şems-i Tebrîzî’nin eteğine yapış!
ÜSTAD ARA DALALETDE KALMA:
490. Bir tomarda da; “Bir üstad ara. Âkıbeti görme hassasını nesepte (şunun bunun soyundan gelmiş olmakta ve bununla öğünende)
bulamazsın.
Her çeşit din sâlikleri üstad aramaksızın, peygamberlere tâbi olmaksızın işlerin âkibetlerini gördüler, kendi akıllarınca netice hakkında
istidlâllerde bulundular da bu yüzden hata ve dalâlete düştüler.
TANRI ERİNDEN(MÜRŞİDDEN) BAŞKASINI KURU BİL:
1060. *Ey oğul! O kum, Tanrı eridir. O er kendinden ayrılmış Hak’a ulaşmıştır.
*Ondan, dinin tatlı suyu kaynayıp durmaktadır. İstekliler o sudan hayat bulurlar, gelişirler, yetişirler.
*Tanrı erinden başkasını kuru kumsal bil ki o kumsal, her zaman senin ömür suyunu içer, mahveder.
Başının gitmemesini istersen ayak ol, rey ve tedbir sahibi Kutb’a sığın!
1985. Şah bile olsan kendini ondan üstün görme.Bal bile olsan onun otundan başka bir şey devşirme.
Senin fikrin surettir, onun ki can . Senin paran kalptir, onunki maden.
O, sensin. Kendini onda ara. “Kû, Kû- Nerede, nerede?” diye onun civarında bir üveyik ol!
Sefa ehline hizmet etmek istemezsen ejderha ağzına düşen ayıya benzersin.
Belki bir üstat seni kurtarır, tehlikelerden çekip
MESNEVİ2CİLD
KAVİM RESÜLLERİI:
3705. Tane arayana tane, tuzaktır. Fakat Süleyman arayan hem Süleyman’ı bulur, hem taneyi elde eder.
Bu ahir zamanda kuşlara bir an bile birbirlerinden aman yoktur.
Devrimizde de Süleyman var, bizi sulha kavuşturur, zulmümüzü giderir.
“Hiçbir ümmet yoktur ki aralarında bir UYARICI olmasın” âyetini oku.(Rad-7)
Allah “ Hiçbir ümmet bulunamaz ki içlerinde bir Allah halifesi, bir himmet sahibi bulunmasın” dedi.
*****
Zâhir ulemâsının muttaki olanları kalp erbâbının ve bâtın ulemâsının üstünlük ve faziletini daima tasdik ederlerdi.
İmam Şâfii -rahmetullahi aleyh- Hazretleri Şeybân Râî -kuddise sırruh- isminde evliyâ-i kiramdan bir zâtın huzurunda, mektebe giden bir çocuk gibi diz çöker ve yapacağı işleri kendisinden sorardı.
Onun bu durumunu bazı âlimler hazmedemediler. “Senin gibi bir âlim nasıl olur da bir çobandan bilgi alır?” dediklerinde “Bu zât bizim bilmediklerimizi bilir.” cevabını verdi. (İhyâ-u ulûm’id-dîn)
Bir defasında İmam Ahmed bin Hanbel -rahmetullahi aleyh- Hazretleri ile İmam Şâfii -rahmetullahi aleyh- Hazretleri kazaya kalmış namazların nasıl kılınacağı hususunda konuşurlarken, yanlarına Şeybân Râî -kuddise sırruh-Hazretleri gelmişti. İmam-ı Ahmed, İmam Şâfii’den o çobanı imtihan etmek için izin istemiş. Fakat İmam-ı Şâfii Hazretleri o çobanın kalbine dokunmayı lâyık görmemiş iken İmam-ı Ahmed Hazretleri çobana: “Bir mümin bir vakit namazını kaçırsa, sonra da beş vakitten hangisini kaçırdığını unutsa, hangi vakti kaza etmelidir?” diye sordu. Çoban dikkatle baktı ve: “O kimse gaflette kalmıştır, beş vakti de kaza etmelidir.” cevabını verdi.
*****İmam Ahmed -rahmetullahi aleyh-, çobanın mehâbetinden dolayı kendinden geçip yere düşmüş, ayılınca velilerin çobanı böyle olursa, âlimlerinin ne mertebede oldukları üzerinde düşünmüş ve muhabbet yoluna sülûk etmiştir.
Nitekim İmam-ı Âzam -rahmetullahi aleyh- Hazretleri, evliyâ-i kiram’dan İbrahim Ethem -kuddise sırruh- Hazretleri için: “Seyyidimiz, efendimiz İbrahim” buyururlardı. Yakınları kendisine bu tazimin, bu hürmetin sebebini sorduklarında: “Biz ilmimizle nefsimizi düşünürüz. Onlar ise kendilerini unutup hikmetle Mevlâ’larını düşünürler.” cevabını vermiştir. (Marifetname)
Onlar bütün bu hakîkatlara vâkıf ve vâris olduktan sonra imametten velâyete nail olmuşlardır.
*****İmam-ı Âzam -rahmetullahi aleyh- Efendimiz o kadar büyük bir âlimdir ki, İbrahim Ethem -kuddise sırruh- Hazretlerinin Hakk ile olduğunu gördü, bildi ve söyledi.
Bunu biraz açalım. Ağzı mühürlü iki teneke var. Birisinin içi mücevher dolu, diğerinin ise taş. Bunu dışarıdan görebilmek için kalp gözünün açık olması lâzımdır. O ise gördü ve seçti, tâzim etti. Görülüyor ki bilmek başka, olmak başka.
Bilen ve görebilen için zâhiri ilimle batınî ilimler arasında bu kadar açık farklar vardır.
*****Onların içinde Hakk var. O ise bir maskeden ibaret, vücudu ise elbiseden ibaret. İmam-ı Âzam Hazretleri ona bunun için tâzim etti. Niçin tâzim etti? Hakk’a vâsıl olduğu için ve Hakk ile olduğu için tâzim etti. Vaktaki bu tecelliyata mazhar olunca:
“Eğer şu iki sene olmasaydı, Numan helâk olurdu.” buyurdu ve anlayanlara duyurdu.
Fakirin kanaatına göre bu ene kabuğunu son iki senede delmiş, hiçliğini bilmiş ve Hakk’a vâsıl olmuş.
Esas budur. Bu hususta boşuna münakaşa edilmiştir.
Ey kendinde ilim ve varlık gören kendini bilmeyenler! Bu beyandan ibret al da, helâk olmaktan kurtul.
*****İmam-ı Âzam -rahmetullahi aleyh- Efendimiz böyle buyurdu, sen kim oluyorsun?
Allâme Seyyid Şerif Cürcânî -kuddise sırruh- Hazretleri Yakup Çerhî -kuddise sırruh- Hazretlerine intisab etmiş, daha sonra şeyhi onu kendi mürşidi olan Alâeddin Attar -kuddise sırruh- Hazretlerine götürmüş. Onunla görüştükten sonra:
“Yakup Çerhî’ye intisab etmeden önce râfizî imişim. Alâeddin Attar Hazretlerine mülâki olduktan sonra Allah’ımı bildim.” buyurmuş.
*******SEKİZİNCİ LEM'A
Gavs-ı Âzamın Hizbü'l-Kur'ân'a dair
keramet-i gaybiyesidir HAŞİYE 2
Beşinci vecih: Üstadımız kendisi söylüyor ki: "Ben sekiz-dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahali Nakşî tarikatında, ve oraca meşhur Gavs-ı Hizan namıyla bir zattan istimdat ederken, ben akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak "Yâ Gavs-ı Geylânî" derdim. Çocukluk itibarıyla elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz birşey kaybolsa, "Yâ Şeyh! Sana bir Fatiha, sen benim bu şeyimi buldur." Acaiptir ve yemin ediyorum ki, bin defa böyle Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiş. Onun için bütün hayatımda umumiyetle Fâtiha ve ezkâr ne kadar okumuşsam, zât-ı Risaletten (a.s.m.) sonra Şeyh-i Geylânî'ye hediye ediliyordu. Ben üç-dört cihetle Nakşî iken, Kadirî meşrebi ve muhabbeti bende ihtiyarsız hükmediyordu. Fakat tarikatla iştigale ilmin meşguliyeti mâni oluyordu.
Sonra bir inayet-i İlâhiye imdadıma yetişip gafleti dağıttığı bir zamanda, Hazret-i Şeyhin Fütuhu'l-Gayb namındaki kitabı hüsn-ü tesadüfle elime geçmiş. Yirmi Sekizinci Mektupta beyan edildiği gibi, Hazret-i Şeyhin himmet ve irşadıyla eski Said (r.a.) yeni Said'e inkılâp etmiş. O Fütuhu'l-Gayb'ın tefe'ülünde en evvel şu fıkra çıktı: Yani, "Ey biçare! Sen Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiyede bir âzâ olmak cihetiyle güya bir hekimsin, ehl-i İslâmın mânevi hastalıklarını tedavi ediyorsun. Halbuki, en ziyade hasta sensin. Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul; sonra başkasının şifasına çalış." İşte o vakit, o tefe'ül sırrıyla, maddî hastalığım gibi mânevî hastalığımı da kat'iyen anladım. O şeyhime dedim: "Sen tabibim ol." Elhak, o tabibim oldu. Fakat pek şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Fütuhu'l-Gayb kitabında "Yâ gulâm!" tâbir ettiği bir talebesine pek müthiş ameliyat-ı cerrahiye yapıyor. Ben kendimi o gulâm yerine vaz ettim. Fakat pek şiddetli hitap ediyordu: "Eyyühe'l-münafık," "Ey dinini dünyaya satan riyakâr" diye, diye... Yarısını ancak okuyabildim. Sonra o risaleyi terk ettim. Bir hafta bakamadım. Fakat ameliyat-ı cerrahiyenin arkasından bir lezzet geldi; iştiyakla o mübarek eseri acı tiryak gibi veya sulfato gibi içtim. Elhamdü lillâh, kabahatlerimi anladım, yaralarımı hissettim, gurur bir derece kırıldı." Hocamızın sözü bitti.
*****FATTİHA TEFSİRİ İSTİANE MÜRŞİDLERDİR
Çünkü, terbiyenin kemali, nimetlerin tevali ve teakubu ile olur. اَلرَّحْ 05;نِ الرَّحِي 05;ِ ile alâkadardır. Çünkü اَلَّذِي 06;َ den irade edilen "enbiya, şüheda, suleha, ulema" rahmettirler. مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ ile alâkası vardır. Çünkü nimet-i kâmile, ancak dindir. نَعْبُدُ ile alâkası var. Çünkü, ibadette imamlar, bunlardır. نَسْتَعِ 10;نُ ile var. Çünkü, tevfike



sh: » (İ: 25)

ve ianeye mazhar bunlardır. اِهْدِنَ 75; ile var. Çünkü, hidayette mukteda-bih onlardır. صِرَاطَ الْمُسْت 14;قِيمَ ile vardır. Çünkü, doğru yol, ancak onların mesleğidir.
Fatiha ibtiday-i tefsir işarat-ül i'caz
KURANI KURAN TEFSİR EDER.
İhtar: Başka bir surede zikredilen



sh: » (İ: 26)

فَاُولئِ 03;َ مَعَ اَلَّذِي 06;َ اَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِ 05;ْ مِنَ النَّبِي 17;ِينَ وَ الصِّدِّ 10;قِينَ وَ الشُّهَد 14;اءِ وَ الصَّالِ 81;ِينَ olan âyet-i kerime, buradaki الَّذِين 14; اَنْعَمْ 78;َ عَلَيْهِ 05;ْ âyet-i celilesini beyan eder. Zâten Kur'anın bir kısmı, bir kısmını tefsir eder
ibtiday-i tefsir işarat-ül i'caz

*******Süleyman Hilmi Tunahan k.s.)
İbtida-i kelamda da mezkur olan bir sualde şöyle beyan edilmekteydi.Bize sadece Kuran-ı Kerim ve sünnet bırakılmamış mı?Evet veda hutbesinde de söylediği gibi bize Kuran-ı Kerim ve sünneti bırakmış.Ama Kuran-ı Kerimi açtığımız zaman sünnetlere baktığımız zaman da tasavvufun gerekliliği belirtiliyor.Böyle meseleler ilmi zaruri ile değil ilmi istidlali ile yani mefhumu için nazar ve kizbe ihtiyacı olan ilimlerdir.Araştırma yapmadan sadece gördüğü kadarıyla insanlar nasıl yorum yapıyorlar anlayamıyorum.

Allah'tan başkası için iş yapmaktan kaçacağız. mürşid-i kamillere niçin bağlanıyoruz? Onlara taptığımız için mi? Haşa... Onlar vasıtası ile Allah'a bağlandığımız içindir. Merkezden cereyan almak için aradaki vasıta direklere bağlı olmak şarttır. Sen otur televizyonun başına, bas düğmeye bekle. Seyredemezsen ancak anteni gereken istikamete çevireceksin, görüntü gelsin. Yoksa boş.

Eskiden radarı olmayan gemiler yolculuk esnasında radarı olan geminin hemen yanında seyredermiş. İşte şu anda Sevgili Peygamgerimiz ile irtibat halinde olan yani radarı olan mürşid-i kamilin eteğine yapışıp, onun radarı istikametinde yürümemiz icap ediyor. Ona sarılır o radarlıyı takip edersek çok kayalık olan bu okyanus, dünya okyanusunu geçer, sağ salim karaya varırız. Aksi halde bir yere çarpar paramparça oluruz.

Bu mürşid-i kamile bağlanmanın gerekliliğini bırakın normal insanlar zamanında bütün ilimleri yutmuş alimlerden bile anlamadan giden olmuştur.Bazıları da ömürlerinin son yıllarında anlayarak durumun ciddiyetine vakıf olmuşlardır.İmam-ı Azam hazretleri tasavvufa girdiği silsile-i saadatın 4. sü Cüneydi Bağdadi(k.s.)'e bağlandığı ve ömrünün son iki senesinde için söylediği söz bizim için ibret olmalıdır.(Eğer son iki senem olmasaydı elbette helak olmuştum.)

İmam-ı Gazali Hz.'lerine (li hikmetin) ömrünün son günlerinde rabıta nasip olmuş ve şöyle buyurmuş. Anladım ki, hakiki kurtuluş Rasulullah'ın ruh cereyanına bağlanmaktan ibaretmiş. Gerisi (talebe, alim yetiştirmek (binlerce) ve kitaplar yazmak) yalan, vehim ve hayalden ibaret.

Ama meal esef mürşid-i kamiller dedikte, herşeyde sahtecilik, olduğu gibi bu muazzam müessesenin de sahteleri oluyor.Tabiri caizse sakalı olan, cübbesini giyen mürşid oluyor.Halbuki bu müessese nazar ve kisble(çalışma ve gayretle) elde edilecek bir makam değildir.Aynen Peygamberler gibi önceden belirlenmiş ve Allahın dilediği kuluna nasip olmuş bir müessesedir.Ve belli bir silsile vardır aralarında.Yani Peygamberimizden itibaren vefat eden mürşidi kamil, yerine başkasını atayarak öyle gitmiştir.Mürşidi kamil olduğunu iddia edenlere bakıyorsun.Görevi kimden aldın?sorusunun cevabını alamıyorsun.

Şimdi en son görüşe gelelim.Malum Türkiyemizde bazı kesimlerin klasik bir düşüncesi var.Şöyle ki:Bu devir tarikat zamanı değil,imanı kurtarma zamanıdır.Zira tarikatsiz cennete giden çoktur.Ama imansız cennete giden yoktur.

Bunu söyleyen zatı muhteremin daha doğrusu bu asıra hakikat zamanı diyen bu zatın ne kasdettiğini tam olarak kestiremediğiz için yorumu da sayıltılar üzere yapmayı düşünüyorum.

Buradan ben acizin anladığı; Sanki tarikatın imanı kurtarmadan başka amacı varmış da, bu asır da onunla uğraşılacağına ondan daha önemli olan imanı kurtarmak gerekiyormuş.Bilmiyorum, en azından ben öyle algıladım.Bırakın tarikatı biz Müslümanların bu dünyadan imanlı gitmekten başka nasıl bir amacı olabilir ki mutlak manada.Hepimiz bir şekilde imanlı gitmek için uğraşıyoruz.Onun içinde melun olan nefsi emmarenin terbiyesi bunun içinde tasavvufun lüzumiyeti malum..Tarikat şeriatın cüzlerinden biri.Tarikat şeriatın tahakkuku için zaruri malum.Pekii şeriatsız nasıl imanlı gidilir.Ben bilmiyorum.Böyle rastgele yarım yamalak iman kurtulmaz ki.Şunu hiç bir zaman unutmayalım ki:Yarım doktor dinden; yarım hocada imandan eder..Son soruya gelelim.Mürşidlere bağlılığı abartmıyor musunuz.
Demek isteniliyor ki öncelik peygamberimizin değil mi?Hz Allah mahlukatı o kadar güzel yaratmış ki her nesne, olay, durumun bir başka benzerini de vermiş ki kullarım anlamadıkları veya anlamakta gevşeklik gösterdikleri zaman diğeriyle kıyas yapsınlar.Bakın bunu da şöyle izaha çalışayım.Mesela bir idari binada hiyerarşi var değil mi?Şimdi sen , ben ,o ora da bir işimiz olsa direk müdüre mi gideriz, yoksa en alt kademeden başlayarak mı hareket ederiz.Direkt müdüre gitsek nasıl karşılar bu halimizi.Pekii en alt kademede ki şahsa hürmet göstersek, bütün sorunlarımızı anlatsak müdür bundan hiç rahatsız olur mu?Cevapları verirseniz zaten sorun kalmayacaktır. Son olarak sözümü Süleyman Hilmi Tunahan k.s. hazretlerinin bir sözüyle kapatıyorum.
"Bir mürşidi kamilin eteğine yapışmadan öbür aleme göçün de, bir okka samandan ne kadar duman çıkarmış görün.""

Yüce Rabbim, Peygamberimizin; dünya onlar sebebiyle ayakta durmaktadır diye methettiği silsilei saadatın değerli şahsiyetlerine mürid olmayı,en azından onlara saygı duymayı, inkar etmemeyi cümlemize ilhak eylesin.
Said-I Nursi hz.
(Tılsımlar Mecmuası, s. 16 )

Gerçi HER ASIRDA HİDAYET EDİCİ,
BİR NEVİ MEHDÎ VE MÜCEDDİD GELİYOR VE GELMİŞ. Fakat HER BİRİ ÜÇ VAZİFELERDEN BİRİSİNİ BİR CİHETTE (açıdan) YAPMASI İTİBARIYLA (nedeniyle) AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDÎ UNVANINI ALMAMIŞLAR.
Mürşide Teslim Ol - Pir Sultan Abdal - Bu Türkünün Yöresi -

İsa Peygamber'e Hakk'ı buyurdu
Mürşide teslim ol yolda kalırsın
Cebrail Ahmet önünce yürüdü
Mürşide teslim ol yolda kalırsın

Tabii ol nutku Kur'an bula
Mürşit gelip bizim kalbimiz yuya
Öğüt dinlemezsen kalırsın yaya
Mürşide teslim ol yolda kalırsın

İlm-i zahirin menzili cennettir
Dolaşık bir yoldur gayet zahmettir
Pir Sultan'ım senin yolun vuslattır
Mürşide teslim ol yolda kalırsın
Mürşide varmaya talip olursan

Mürşide varmaya talip olursan
İptida insandan rehber isterler
Verdiğin ikrara doğru gelirsen
Ahd ile peymandan rehber isterler

Rehberin var ise olursun insan
Rehberin yok ise kalırsın hayvan
Arasat gününde açılır meydan
Açılan meydanda rehber isterler

Mürşidin nazarı müşkülü seçer
Kamil olan talip sıratı geçer
Can kuşu kafesten akıbet uçar
Tenden uçan candan rehber isterler

Şah-ı Merdan bir yol kurdu kuluna
Bu yola giden rehberden biline
Girmek ister isen İmam yoluna
On İki İmamdan rehber isterler

Tarikat babına girmek dilersen
Hakikat güllerin dermek dilersen
Erenler sırrına ermek dilersen
Sır ile pinhandan rehber isterler

Pir Sultan'ım söyler bu hikayeti*******
Yirmi sekiz harfle yedi ayeti
Nefsini bilmektir sözün gayeti
Bilmeğe irfandan rehber isterler
Pir sultan abdal
-----------------------------------------

Ben dervişim dersin dava kılarsın
Hakk’ı zikretmeye dilin var mıdır
Kendini gör elde sen ne ararsın
Hâlâ hâl etmeğe hâlin var mıdır

Dertli olmayanlar derde yanar mı
Sâdık derviş ikrârından döner mi
Dertsiz bülbül gül dalına konar mı
Ben bülbülüm dersin gülün var mıdır

Bir gün balık gibi ağa sararlar
Mürşitten rehberden haber sorarlar
Tütsü yakıp köşe köşe ararlar
Ben arıyım dersin balın var mıdır

Mürşit huzurunda dâra durmağa
Dâra durup Hakk’a boyun vermeğe
Muhabbetten geçip hırka giymeğe
Çar pâreden derviş şalın var mıdır

Pir Sultan’ım senin derdin deşilmez
Derdi olmayanlar derde düş olmaz
Mürşitsiz rehbersiz yollar açılmaz
Mürşit eteğinde elin var mıdır

-----------------------------------------

Gönül ne durursun elden geldikçe
Yine bir mürşide varmadan olmaz
Aman mürvet deyü sen de yüzünü
Yine bir mürşide varmadan olmaz

Mürşidini bulur gezen arayı
Kırklar arasında bulur çâreyi
Ne kadar okursan aktan karayı
Yine bir mürşide varmadan olmaz
Bu dünyada sen çok yaşlar yaşarsın
Bilip dört kitabın dersin açarsın
Her harfine bin bir mânâ verirsin
Yine bir mürşide varmadan olmaz

Halil Kâbe yaptı oldu ya delil
Vardı varan kaldı varmayan melil
Muhammet’e rehber oldu Cebrail
Yine bir mürşide varmadan olmaz

Pir Sultan’ım bu durakta dur dedi
Hazret-i Muhammet Ali er dedi
Bunu bilmeyenin işi zor dedi
Yine bir mürşide varmadan olmaz

-----------------------------------------

Evvel baştan Muhammed'e salavât.
Gönül kalk gidelim Hüseyn'e doğru.
Ecel gelip ömür gülü solmadan,
Gönül kalk gidelim Hüseyn'e doğru.
*******abdulkadir geylanihz.;futuhurrabbani
Mürşid
Kimin ki, Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’ebağlılığı gerçekten sabit olursa, Allah Resulü onakılıcını kuşatır. Kendi edep ve terbiyesinden, kendişemailinden, kendi ahlâkından ona bir şeyler tahsiseder. Kendi elbiselerinden bazılarını ona bizzat
giydirir. Daha sonra da, ümmeti içinde onukendisine vekil, rehber ve ümmetini Allah yoluna
davetçi yapar. Böylece o da, Allah Resulünevekaleten, Muhammed ümmetinin içinde, Allah’a
götüren kılavuz ve davetçi olur.Kalbini bir mescit yap. Orada, Allah’tan başka
hiçbir şeye yer verme. Nitekim Allah, şöylebuyurur:- Hakikatte mescitler, Allah’ındır. Onun için, Allahile birlikte hiçbir şeye tapmayın, (Cin, 72:18).
Kalbini bir mescit yaptığı ve orada Allah’tan başkahiçbir şeye yer vermediği zaman, bir kulun derecesiyükselir. İslam’dan imana, imandan sarsılmaz bilgive inanca, oradan marifete, marifetten ilme,ilimden muhabbete, muhabbetten mahbubiyeteyükselir. Daha sonra ise, talep eden ve arayandurumundan, talep olunan ve aranan durumunayükselir. Kalp aynası saflaşmış, temizlenmiştir.Peygamberinin daimi uyanıklık haline vârisolmuştur. Zira Allah Resulünün gözleri uyurdu,fakat kalbi asla uyumazdı. Önünü gördüğü gibi,arkasını da görürdü.
Her insanın uyanıklığı kendi halincedir. Hiçbirkimse, Resulullah Efendimizin uyanıklığıseviyesine erişemez. Gene hiçbir kimse, Allah
Resulünün hususiyetlerine denk hususiyet sahibiolmaya muktedir olamaz. Şu var ki, onun
ümmetinin ebdalları ile velileri, ondan kalanyiyeceklerle içeceklerin üzerine gelirler.
Mürid’e behemehal bir kılavuz, bir rehber lâzımdır.Zira o öyle bir çöldedir ki, orada akrepler, yılanlar,âfetler vardır. Susuzluk vardır. Yırtıcı, vahşihayvanlar vardır. İşte kılavuz, onu bu âfetlerdenkorur. Su bulunan yerleri gösterir. Meyvalıağaçların bulunduğu bölgelere götürür. Halbuki tekbaşına, kılavuzsuz olduğu takdirde, yırtıcıhayvanların, akreplerin, yılanların, âfetlerinbulunduğu bölgelere düşer. Perişan olur, mahvolur.Allah yolunda bir rehber bulduğun an, ona hemenyapış. Hiç şüphe yok ki, mânâ onun dışındadeğildir, içindedir. Onun çevrendeki bütün diğerinsanlardan daha faziletli ve üstün bil. Her yönüyle
mürşidine bağlı ol.Ey gerçeklerden kaçan kişi! Bana yılda bir defa,ayda bir defa yahut haftada bir defa uğramazsın.Gel. Haftada, yahut ayda, yahut yılda bir defa olsunbana uğra. Hem de bomboş olarak. Sakın bir şeyistediğimi sanma. Bir şey getirme. Gel. Benimmeclisimden alacağını, karşılıksız olarak al. Bugünbenden aldığın bir şey, yarın milyon olur.
Ben senin yükünü yükleniyorum. Sen sanıyorsunki, buna karşılık ben de yükümü sanayükleyeceğim. Hayır, öyle değil. Sana hiçbir şeyyüklemeyeceğim. Aziz ve Celil olan Allah banayeter.Benden bir kelime öğrenmek için, bin senelikmesafede olsan bile gelmelisin. Kaldı ki, aramızdasadece birkaç adımlık bir uzaklık var.
Sen nefsine, kötü arzularına taptıkça , velilerin derecesine çıkmayı isteme... Halbuki onlar yalnız Mevlaya kulluk ederler. Senin istediğin dünya, onlarınki ise ukba...
Sen yalnız bu dünyayı görürsün, onlar yerin, göğün sahibini görürler.
Sen halkla ünsiyet edersin, onlar daima Hak la olurlar...
Senin kalbin, yerdekilere bağlı; onların kalbleri arşa bağlıdır.
Sen gördüğünü tuzağa düşürmek istersin, onlara gelince, senin gördüklerine iltifat etmezler. Yalnız yaratanı görürler ve O’nun emirlerine uymağa bakarlar.
O, Allah dostları, bulacaklarını Hak’la buldular, ereceklerine erdiler. Sana gelince; zavallı bir halde, şehvetine uydun kaldın.. Yalnız dünyayı ve arzularını gördün. Halbuki onlar; halkı, arzularını, temennilerini bırakarak bu yola girdiler. Yüksek derecelere bu sayade erdiler. Onları bu makama, yaptıkları, ibadet, taat, sena götürdü. Bu da onlara Allah’ın ihsanıdır, ki istediğine verir.
Onlar; ibadete, taata; Allah’ın yardımı ve verdiği kolaylıkla, bıkmadan usanmadan koştular.
İbadet onlara ruh oldu... Manevi bir gıda oldu.
Onlar, bu hale devam ettiklerinde dünya başlarına bela oldu. Bir felaket halini aldı. Fakat onlar bunu duymadılar. Kendilerini cennet evinde gördüler. Onlar her şeyin evvelini aradılar, şimdiki haline aldanmadılar. Hak Taala onları evvelden niçin yarattı ve neyi anlattıysa onu öğrenmeğe çalıştılar.
Yer onların hürmetinde durur. Sema onların duası ile açılır. Ölüm, onların kararı ile olur. Bu salahiyeti onlara mevla vermiştir.
Padişah onları yerin düzeni için yaratmıştır, yer yüzünü onlarla bezetmiştir. Onlar hep birden dağlar gibidirler. Hak’ka giden yollar bunlar arasından açılmıştır.
Malı, mülkü gaye edinip, bunlardan kaçana merhamet yoktur.
Onlar, yeryüzündekilerin hayırlısıdır. Yer, gök baki kaldıkça onlara selam ve saygılar olsun...
14. MakaleVELİLERE UYMAK(futuhul gayb geylanihz.)
Yer onların hürmetinde durur. Sema onların duası ile açılır. Ölüm, onların kararı ile olur. Bu salahiyeti onlara mevla vermiştir.
Padişah onları yerin düzeni için yaratmıştır, yer yüzünü onlarla bezetmiştir. Onlar hep birden dağlar gibidirler. Hak’ka giden yollar bunlar arasından açılmıştır.
TASAVVUF İSLAMİYETTEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR:
Tesavvuf yoluna girmek, islâmiyyetin inanılacak şeylerine îmânı kuvvetlendirmek içindir. Böylece îmân, düşünerek anlamak zorluğundan kurtularak, görmüş gibi sağlam ve vicdânî olur ve kısaca inanmak yerine, etraflı ve derin îmân hâsıl olur. Meselâ, Allahü teâlânın varlığına ve bir olduğuna önce düşünerek veyâ başkalarından görerek inanıyordu. Tesavvuf yolunda ilerlemek nasîb olunca, o düşünerek ve işiterek olan îmân, şimdi bularak, anlıyarak hâsıl olur. Îmânı olgunlaşır. İnanılacak şeylerin hepsine de, böyle îmân hâsıl olur. Tesavvuf yoluna girmenin ikinci fâidesi, fıkhda bildirilen vazîfeleri yapmakda kolaylık elde etmek ve nefs-i emmâreden ileri gelen güçlükleri yok etmekdir. Bu fakîr, iyi anladım ki, tesavvuf, islâmiyyetin yardımcısıdır. İslâmiyyetden başka birşey değildir.
Kaynak: Mevlana Celaleddini Rumi; Rubailer, Kültür Bakanlığı Yay. Çev: M.Nuri Gençosman, MEB Devlet Kitapları, Şark İslam Klasikleri 39
14üncü basamak:
Bir insanın içinde, manevî terbiyenin gelişmesi için, zahirde bir mürebbiye bağlanıp ondan alınan bir telkin gerektir. Bu mürebbiler, nebiler ve velîlerdir. Kalbin ve kalıbın lambası yanmaya bunların terbiyesi hasıl olunca başlar. Onlardan bir başka ruh alınır. Bir Âyet-i Kerimede şöyle buyurulur:
-“ Allah, ruhu emri ile, kullarından istediğine ilka eder.” (Gafir, 15)
Dolayısı ile kalbin sağlık bulacağı bu ruhun telkini için bir irşadcı aramak lâzımdır.” (S.117)
Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretlerimizin:
“Dünyaya gelmekten murad Mürşid-i kâmil’i bulmaktan ibarettir.” buyurmaları bu hakikatın bir ifadesidir ve intisab bu bakımdan lüzumludur.
Tasavvuf, Allah sevgisine yegâne vesiledir.
İntisab etmek istendiği zaman evvelâ istihâre yapılır. “Eğer bana nasip etmişsen ve kime nasip etmişsen bana göster, bileyim ve ona göre gireyim.” diye Allah-u Teâlâ’dan istimdat edilir. Bir alâmet zuhur ederse ehli bulunup ehline tabir ettirilir. Ehli olmazsa, yanlış bir tabir ile kişiyi dalâlete sevk eder. Ehli bulunacak ve o tabire göre hareket edilecek. Tarikat-ı aliye’ye böyle girilir. Bu kadar lüzumlu bir yol, Ahmed’e Mehmed’e intisab etmek demek değildir. Rehber bulununcaya kadar aramak icabediyor. “İntisab ettim, bağlandım.” gibi sözler boş sözlerdir.
Allah-u Teâlâ ezelden nasipdar ettiği kimsenin nasibini, yolun hakiki rehberine teslim eder ve kişiyi ona ulaştırır. Mürid günâ gün o nasibi alır ve terakki eder. Mevlâ o nasibi koymasaydı, mürşidde o nasip yoktu. Mürşid O’nun koyduğu nasibi vermiş oluyor. Daha doğrusu o kanaldan almış oluyor. Çünkü veren yalnız Allah-u Teâlâ’dır.
Meselâ çocuk annesini emiyor. Annesi: “Sütü ben verdim.” diyebilir mi? “Ben verdim” dese, peki ona sütü kim verdi? Evet hakikaten çocuğu annesi emzirdi ama, süt ona ait değil. Sütü vereni kimse düşünmüyor. Her şeyde Allah-u Teâlâ’nın ikram ve ihsanı vardır.
Mürşid de böyledir, bir ana gibidir. Nasipdar olanlara Allah-u Teâlâ’nın ezelden yerleştirdiği nasiplerini verir. Kendisine ait hiçbir nesnesi yoktur.
MÜRŞİDİN GEREKLİ OLDUĞU:
YÜZALTMIŞDOKUZUNCU MEKTÛB
Bu mektûb, şeyh Abdüssamed-i Sultânpûrîye gönderilmişdir.
Mürşid-i kâmil ne zemân ve niçin lâzım olduğu bildirilmekdedir:
Âlemlerin rabbi olan Allahü teâlâya hamd olsun! Peygamberlerin en üstününe (aleyhimüsselâm) ve Onun temiz Âl ve Eshâbına bizden selâmlar ve düâlar olsun!
Lutf ve ihsân ederek gönderdiğiniz kıymetli mektûb geldi. Bizi çok sevindirdi. Birşey soruyorsunuz. Yavrum! Herşeyden önce istenilecek şey ve en çok aranılacak şey, Allahü teâlâya kavuşduran yolu bulmakdır. Fekat insan, önce dünyâ işlerine dalmış, birçok ihtiyâclarına sarılmış olduğundan pek kirli, çok aşağıdır. Allahü teâlâ ise, her bakımdan yüksek ve kusûrsuzdur. Ondan feyz gelmesi ve gelen feyzlerin, marifetlerin alınması için verici ile alıcı arasında bir bağlantı, bir yakınlık yokdur. Bunun için, bu yolu bilen ve gören bir kılavuz elbette lâzımdır. Bu kılavuzun, hem alıcı ile, hem verici ile bağlantısı olması şartdır. Ancak böyle olursa, aracılık yapabilir. Alıcı, vericiye yaklaşdıkça, kılavuz kendini aradan çekmeğe başlar. Tâlib yanî alıcı, matlûba tâm bağlanınca, rehber aradan büsbütün kalkar. Tâlibi, matlûba, aracı olmadan kavuşdurur. Bunun içindir ki, başlangıçda ve yolda iken, aranılan şey, rehberin aynasından başka hiçbir yerde görülemez. Sona erenlere, rehberin aynası olmadan, matlûb kendini gösterir. Vasl-ı uryânî hâsıl olur. Bu zemân, pîr araya girerse, başını keserim denilmesi, sersemce, abdalca bir sözdür. Doğru yolda olanlar, böyle konuşmazlar. Edebsizlik etmezler. Her istediklerini pîrin bereketinde ararlar ve bulurlar. Vesselâm.

*******HACET NAMAZIYLA MÜRŞİDİN SORULMASI:(A.K.geylani)
Sayfa-201:"Sadiklara, salihlere iltihak et, onlarin arasina katil, eger kimin salih, kimin münafik oldugunu ayirt edemezsen o zaman geceleyin kalk iki rek'at namaz kil. Yarabbi, bana senin salih kullarini göster, BANA GELMEMDE KILAVUZLUK EDECEK KISILERI GÖSTER." Abdul kadir geylani guyetut talibiyn s.1018
27. FASIL hacet namazi:
Enes b. melikten aldigi bir rivayete dayanarak, ebu hasim eyli rasulullah s.a.s efendimizin söyle buyurdugunu anlatti:
-Bir kimsenin yüce Allah'tan önemli bir dilegi olur ise. güzelce abdest alip iki rek'at namaz kilsin
Bu namazin Birinci rek'atinda; fatiha sonra ayetul kürsi okunur
ikinci rek'atta ise fatiha sonra amenerresulüyü okur kisi
Bundan sonra tesehhüde oturup selam verir....
MÜRŞİD HAYATTAMI OLMALIDIR(GAVSULAZAM)
Gavsül Azam Abdulkadir geylani hz.lerinin ''ÖTELERDEN HABERLER''orj.adı''SIRR''ÜL ESRAR''kitabından Abdulkadir akçiçek çevrşsşnden aynen aktarıyorum...

*Basiret ,ruh gözesinden gelir.evliya için ''füad''makamından açılır.elde esdiliş tarzına gelince,ZAHİRİ BİLGİ İLE OLMAZ ötelerden,batından kopup glen ilim lazım..?ayeti kerime biz
....''O na canibimizden-ötelerden-ilim vermiştik.''(kehf65)

*İnsana gereken ,BASİRET SAHİPLERİNİ bularak ,telkin yolu ile onlardan birşeyler almaktır.o telkini yapan zat,veli,mürşid ve lahut aleminden HEBER VEREN olmalı..

*kardeşler !.ayıkınız tövbe yolu ile Rabbinizde mağfiret talebinde bulununuz.bunu için koşunuz..

*YOLA GİRİNİZ! ŞU RUHANİ KAFİLELERLE RABBİNİZE DÖNÜNÜZ!

*Marifet,nefsin kara Perdesini kalp aynasından açmak ve ONU TEMİZLEMEKLE hasıl olur. o zaman CEMAL-İ İLAHİNİN GİZLİ HAZİNESİ gözükmeye başlar. ki bu,kalp sırrını özünde gözükür.

*..''her kim ,yaratanına KAVUŞMAYI diliyorsa yar iş görsün;yaratanına yaptığı ibadete ortak etmesin..''(kehf110)

*..''alimin uykudsu,cahilin ettiği ibadetten hayırlıdır..''

..burada kastedilen alim ,tevhid nuru ile içini nur eden;sonrada ,harfsiz,sessiz,sır dili ile TEVHİD ESMASINI devam eden zattır.asıl insan budur.bunu anlatan bir kaç tane hadisi kudsi zikredelim.

...insan ,sırrımdır;bende onun..''

....''batın ilmisırlarımdan bir sırdır;onu ,kullarımın kalbine koyarım,benden gayrı o hali bilemn olmaz..''

her kim, ilahi marifeti düşünür;Allah u tealaya karşı tam irfan duygusuna sahip olmayı dilerse ,bunun yaptığı tefekkür bin yıllık ibadete bedel olur.ASILİRFAN İLMİ budur.irfan ilmi demekle TEVHİD halini kasd ediyorum.arif kim?irfanı iştiyakını duyduuğu zata ,mahbubunda BUNUNLA ERER.bu halin neticesinde ise RUHANİ BİR HALLE;TAM YAKINLIK ALEMİNE UÇUP GİTMEK OLUR..*İlahi sevgi,vucud düşmanı ölmeyince ele gelmez.vucudun ,ilk defa emmare,levvame ve mülhime derecelerinde oln nefisten temizlenmesi lazımdır..*PeygamberimizS.A.Vefendimiz dilinden söylenen;''''ben ve bana tabi olanlar basiret üzere..''''(yusuf108)ayetineki''bana uyan ''cümlesinde bir işaret vardır.peygambere tam varis olan KAMİL MÜRŞİD anlatılır.demek lurki,benden sonra irşad;her yönden benim batibni basiretime sahip olan kimse tarafından yapılacaktır.burada tam velayet haline sahip olan zat murad edilmektedir;''VELİ OLAN MÜRŞİD''''(KEHF17)AYETİNDEKİYLE AYNI ŞEYE İŞARET EDER.*peygamber efendimizS.A.V efebndimiz hayatta olsaydı doğrudan alınacak ondan alınırdı.gayrına ihtiyaç kalmazdı.öbür aleme intilkal ettikten sonra,tecerrd haline geçiyor,bizzat kendisi ile bağ kurulmıyor.İRŞADA MEMUR VELİLER de aynıdır.onlar da bu alemden göçüp gidince ,İRŞAD OLACAK OLMAZ.ANLAYIŞ EHLİ İSEN ANLA!,DEĞİLSEN BİR ANLAYANI ARA....*hayatta olan velinin ,peygamber S.A.V.EFENDİMİZ le her bakımdan ilgisi vardır .TAM VERASET HALİ BUNU GREKTİRİR .hayatta olduğu müddet o veraseti ve irşad makamını idare eder.bu hali taşıyana peygamberden rehberlik ve kulluk yardımı gelir.bu yardımla ;halk arasında tasavvuf yolunu devam ettirir;anla..*ergin,vuslat alemini bulmuş,geçmiş zatlar tarafından makbul olan bir zatın telkini LAZIMDIR.bu zat o aleme erdikten sonra ,Allahın emri ile ,noksan kişilerin ekslklikiğini tamamlmak için,bu aleme gönderilmiş olmalıdır.bu gelişde vasıta bizzat peygamber efendimizS.A.V OLMALIDIR...
*******GİZLİ ŞİRK VE MÜRŞİDİN ÖNEMİ:
Genç kardeşim, önce kendi nefsinle ilgilen, ona ögut ver, sonra başkasına... Kendi nefsin pürüzleriyle meşgul olmaya bak, onu bırakıp da başkasına geçme!. Dikkat et ki ömründen islah edilmeye muhtaç birkaç günün kalmıştır evet sadece birkaç gün... Kendini bilemiyor, iç alemini anlıyamıyor isen başkasının kurtaramıyacağını bilmelisin... Bu halinle kendini bırakrp başkasına nasıl rehberlik yapabilirsin?(yunus-35) çünkü insanlara ancak kalb gözü (basiret) açık olanlar [hakki hak olarak bilip ona uyan bahtiyarlar) rehberlik edip yol gösterebilir; ve onları gunah ve gaflet denizinden ancak iyi yüzmesini becerenler kurtarabilir. Diğer bir tabirle, insanları Allah'a ancak Allah'ı bilen kimseler çevirebilir. Allah'ı bilrneyen bedbahtlar bu ulvi işe nasıl delalet edebilir?. Kaynak: Gavsül Azam Abdülkadir Geylani Hz. Sırrül Esrar
MÜRŞİDE TABİYELTE CEZBE SAHİBİ OLMAK:
Bu babda, Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif vardır. Ayrıca birçok büyük velîler de, bu hususta güzel kelam etmiştir.
Ayet-i Kerimeler:

- «Onlar, Rablerine huşu duyarlar (Allah’ın üzerindeki sevginin azalacağından korkarlar) tüyleri ürperir; sonra bedenleri yumuşar, kalbleri île Allah'ı anlamaya koyulurlar.» (Zümer, 23)

- «Bir kimsenin sinesini! Allah açarsa, o Rabbı tarafından verilen bir nur üzerine yürür Kalbleri. Allah'ı anmaya karşı katılaşan kimselere yazıklar olsun.» (Zümer, 22)

Hadis-i Şerifler;

-Hak tarafından gelen bir cezbe, iki cihanın işine bedeldir.»

-«Bir vecde sahip olmayanın hayatı yoktur.»

Cüneyd Hz. der ki:

- Vecd, iç alemde, ilahî tecelli ile karşılaştığında sahibi, ya sevinç içindedir; ya da hüzün...

Vecd. iki kısımdır: Cismanî ve ruhanî... Cismanî vecd, nefisten gelir. Ruhî bir haz vermez. Maddî duyguların tesiri ile olur. Görsünler, işitsinler diye yapılan işler bu vecdin mahsulüdür. Bu cins vecd tamamen boştur. Çünkü, irade vardır; seçme duygusu geçmemiştir. Bu gibi hallere uymak caiz değildir. Ruhanî vecde gelince, o bir başka hal arz eder. Ruhanî kuvvetin taşmasından meydana gelir. Bu hal çok kere, güzel sesle okunan Kur'andan, veya bir şiirin okunuşundan, yahut bir zikir esnasında hasıl olur. Bu durumda cismin bir kuvveti kalmaz, îrade ve seçme kabiliyeti erir. Bu vecd tamamen ruhanîdir. Buna uymak iyidir. Allah-ü Teala buna işaret ederek şöyle buyurdu:

- «Sözü işitip onun güzelliğine uyan kullarımı müjdele..» (Zümer, 18)
Kaynak: Gavsül Azam Abdülkadir Geylani Hz. Sırrül Esrar

1.Hacet namazının kılınmasıyla mürşid gösterilir.(13. ihsan)
Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz: “Bazı insanlar Zikrullahın anahtarlarıdır. Bunlar görülünce Allah (CC) Hz.leri anılır.” Buyurunca, Ashab-ı Kiram (RA) sordular: “Ya Resulallah (SAV)! Zikre anahtar mesabesinde (ayarında) olan kimseler kimlerdir? Bunları nasıl bilelim?” Buyurdu ki: “Zikre anahtar olan kimseler şu kimselerdir ki, görüldükleri vakit Allah (CC) Hz.leri hatırlanır, yadedilir, zikrolunur. İşte bu salih ve nurlu kimseleri görünce Allah (CC) Hz.leri’ni anıyorsanız, onlar Zikrullahın anahtarıdır.”(Camiüssağir Şerhi Feyzül K. C.2. S.528 (İbn-i Mesud (RA) Hz.leri rivayet etti)
- «îlim, her müslüman kadın ve erkeğe farzdır.» SIRRUL ESRAR GEYLANİHZ.)
Kim Zamanin imamina biat etmeden ölürse cahiliyye ölümüyle ölür."
(Sahihi Müslim, Müsnedi Ahmet)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Alimler pey-gamberlerin varisleridir. (Keşfü'l-Hafâ, C.II, Sayı: 1745, s. 64)" buyurur
13.2- Mürşidi Allah tayin eder.
Yeryüzü Halilürrahman (AS) gibi (kullara acıyan) kırk (abdal) kişiden katiyen hali kalmaz. Onların sayesinde size yağmur verilir. Onların sayesinde (dünyevi ve uhrevi) zafere kavuşturulursunuz. Onlardan (yani O hak dostlarından) biri vefat eder etmez derhal Allah (CC) Hz.leri yerine başka birini tayin eder(Ramuzel Hadis 4384 Nolu Had. Şer.)
Hadisi şerif:’’Mürebbim olmasaydı Rabbime arif olamazdım’’
1- Peygamber Efendimiz(sav) buyuruyor:
''benden sonra nebi gelmeyecek,alimler gelecek,halifeler gelecek.onlara tabi olan bana tabi olur,onlara asi olan bana asi olur.
sahih buhari 9.cilt 1409.hadis
sahih buhari 11.cilt sayfa 1181 AKABE BiATI:
hicret dönüşü mekkeye yaklaştıklarında SAV.Efendimiz Hz.Osman'ı duruma bakması için mekkeye gönderir.daha sonra (Hz.Osman dönmeden) oradakiler için biyat emri gelir ve herkes SAV.Efendimize biatı ederler. SAV.Efendimiz''bu da Osman'ýn biatı''diyerek sağ elini sol el üzerine koyarak kendi elini kendisi öper.
Hz Muhammed (S.A.V.) Efendimiz Bir Hadisi Şerifinde “Başkalarını Allah’a Davet Eden Kişiye, Tâbî Olanların Sevabı Kadar Sevap Verilir. Ama Tâbî Olanların Seva-Bından Allah Hiçbir Şeyi Eksiltmez” Buyuruyor.(Bk. İbn
Abdurrahim Reyhan Erzincani
Bir meşâyihi insan severse, ona tamamen inanır teslim olursa, hizmetini görürse onun gönlüne girerse Hz. Allah'ı görür. Herşey aslına rücu edecek. Ceset topraktan halk edildiği için toprak olacak. Rûh niye gitmesin? Allah'ı sevmek, Evliyaullah'ı sevmektir.İnsanlardaki bu rûh Allah'ın zâtının rûhu. Allah "Kendi rûhumdan ruh üfledim" (Hicr sûresi, âyet 29) buyuruyor. "Kendi rûhumdan rûh üfledim." Kime; insana. Meleğe değil, insana üflemiş. Öyle ise Cenâb-ı Hakk'ın zâtından gelen BU RUH ASLINA RÜCU EDERSE melekleri geçer. İnsanlar ulvî, insanlar suflî.Ulvînin manâsı; gökleri aşar melekleri geçer. Suflînin manâsı; hayvanlardan aşağı düşer. Niçin; Cennet var, Cehennem var.
Kapında kul var, Sultandan içeru
Ete, kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm
Etten kemikten maksat, cesedini kasdediyor. Kapında kul var, Sultandan içeri. Burada rûhtan bahsediyor. Ama o rûh makamına ulaşmış. ONUN RUHU ALLAH'A ULASMIS,ALLAH'IN ZATINA ULASMIS. Akar sular, katreler deryaya karışıyorsa... Sanki o insanların rûhu deryâdan gelmiş, yağmur katresi. Yağmur katreleri birleşirse, suya karışırsa suyla beraber nereye gider; deryâya gider. Kürre-i arz üzerinde kaynar sular var. Bunlar nerden geliyor; deryâdan geliyor. Bunlardaki bu hareket ne; bu akım ne; yine deryâya gitmek.
Herşey aslına rücu edecek. Herşey aslına rücu eder.Öyle ise, bu suların aslı derya. Deryâdan geldikleri için, deryaya gitmek isterler. Ama hepsi gitmez. En ufak bir su deryâya gider de belki büyük su gidemez. Deryâya giden nehirler var. O küçük su nehire karışırsa, nehir de deryâya gider. İnsanların rûhu Allah'tan gelmiştir. Allah'a gitmek ister. Kendi kendine gidemiyorsa, kendinize bir vesile arayın. Onun için evliyaullah vasıtadır. Evliyaullah'ı bilmezse, evliyaullah'ı bulmazsa, evliyaullah'ın uhdesinden geçmezse, Allah'ı bulamaz. Evliyaullah kul ile Allah arasında bir vasıtadır. Zâhiri cesedi, bâtını rûhudur. Bizde de rûh var ama bizim ki katre.Derviş: Herşeyden geçmiş. Allah'tan başka birşey yok. İnsanların gönlündekileri silen ne oluyor? Allah sevgisi. O da mürşidsiz olmaz. İnsanların gönlündeki arzuları götüren ne oluyor? Allah sevgisi. Kalbinde Allah'tan başka arzu varsa, için başka, dışın başka oluyor. Cenâb-ı Hak: "Olduğunuz gibi görünün. Göründüğünüz gibi olun." buyuruyor. Bunlar çok çetin, çok kolay. Yapana kolay. Yapamayana çetin. Hâlbuki insanlara yapamayacağı birşey emredilmemiş. Ama bunlar inanca bağlı, itikata bağlı. İnanmak bir de inanılanı yaşamak. Şeriat, tarîkat, hakikat, marifet. Allah'tan gelen ruhu Allah'a ulaştırmak için bu dört şey vasıtadır. Bir defa şeriatsız tarîkat olmaz. İsterse Peygamber Efendimiz mürşidimiz olsun.
Kabiliyyet bizde olmazsa meşâyih neylesin
İster ise mürşidi olsun Muhammed Hazreti
Şimdi bu salona girmek için kaç kapıdan geçerek girdiniz. İşte bunların yolları birbirinin içinden geçiyor. Tarîkatın yolu şeriattan geçiyor. Meşâyihe teslim olup, himmetini alırsak o zaman tarîkatı anlayabiliriz. Hak olduğuna inanacağız.
Sermâye bu yolda hemân
Teslim ol şeyhine inan.
ADEM RUHA DENİLİR,ADEME SECDE RUHA SECDEDİR:
Bu âdem dedikleri, el ayakla, baş değil,
âdem rûha denilir, surat ile kaş değil.
Mektu295
ALLAH İLE İNSAN ARASINA KİMSE GİREMEZ DİYENLERE
Bu zemân, pîr araya girerse, başını keserim denilmesi, sersemce, abdalca bir sözdür. Doğru yolda olanlar, böyle konuşmazlar. Edebsizlik etmezler. Her istediklerini pîrin bereketinde ararlar ve bulurlar. Vesselâm. 169
ALLAH RAHMETİYLE HERYERDEDİR ZATIYLA DEĞİL
Allahü teâlânın, kendi değil, ilmi herşeyi kaplamışdırMEKTUP41
İSANLAR İKİ YOLLA HİDAYETE ERELER
BİRİNCİSİ KUTB-U NÜBÜVVET İKİNCİSİ KUTB-U VELAYET.. 534.Mektup
İMAN HİDAYET KUTB-U İRŞADLA GELİR
(Kutb-i irşâd) Yer küresinin ortasından tâ Arşa kadar, herkese rüşd, hidâyet, îmân ve ma’rifet Onun yolu ile gelir. Herkes, ondan feyz alır. Arada o olmadan, kimse bu ni’mete kavuşamaz.
Bir kimse, o büyük zâtı inkâr eder, beğenmezse, yâhud o büyük zât, bu kimseye incinmiş ise, bu kimse, Allahü teâlâyı zikr etse bile, rüşd ve hidâyete kavuşamaz. Ona inanmaması veyâ onu incitmiş olması, feyz yolunu kapatır. Ozât “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” bu kimsenin zararını istemese bile, hidâyete kavuşamaz. Rüşd ve hidâyet, var görünür ise de yokdur260mektûb
RUHUNU ULAŞTIRAMAYANLARA BİNLERLE YAZIKLAR OLSUN
Bir kimsenin rûhu, eğer bu esîrlikden, bu bağlılıkdan kurtulmaz, kendi derecesine yükselmez, kendi vatanına kavuşmaz ise, ona yazıklar, binlerle yazıklar olsun! 64
CESETTEKİ RUH KARANLIKTAKİ AYDINLIK GİBİDİR MEKTUP15
Cesetteki ruh, karanlıktaki aydınlık gibi bir şey15
MÜRŞİD ALLAHTAN İSTENİR
Tesavvuf yolunda ilerlemesi için, eski büyüklerden ba’zısının rûhlarını ona rehber, vâsıta yaparlar. Çünki, Allahü teâlânın âdet-i ilâhiyyesi şöyledir ki, bu yolun konaklarını aşabilmek için, büyüklerin rûhlarını vâsıta, sebeb kılmışdır. Bu kimse, eğer mürîdlerden ise, bunun işi, rehbersiz tehlükeli olur. Rehber buluncıya kadar, rehbere kavuşdurması için, Allahü teâlâya yalvarmalıdır. 286
HERŞEYDEN ÖNCE İSTENİLECEK ŞEY ALLAHA ULAŞTIRAN YOLU BULMAKTIR:
Yavrum! Herşeyden önce istenilecek şey ve en çok aranılacak şey, Allahü teâlâya kavuşduran yolu bulmakdır. Fekat insan, önce dünyâ işlerine dalmış, YÜZALTMIŞDOKUZUNCU MEKTÛB
MÜRŞİDİN GEREKLİ OLDUĞU:
bu yolu bilen ve gören bir kılavuz elbette lâzımdır. Bu kılavuzun, hem alıcı ile, hem verici ile bağlantısı olması şartdır. Ancak böyle olursa, aracılık yapabilir YÜZALTMIŞDOKUZUNCU MEKTÛB
*******HER ZAMANDA KUTUP BULUNUR İMAN SAHİBİ OLMAK HİDAYETE ERMEK BUNLARIN VASTASIYLADIR.
İmâm-ı Rabbânî, (Me’ârif-i ledünniyye) kitâbında, otuzbeşinci ma’rifette buyuruyor ki:
Kutb-i irşâd ise, âlemin irşâdı ve hidâyeti için feyzlerin gelmesine vâsıta olur. Herşeyin yaratılması, rızkların gönderilmesi, dertlerin, belâların giderilmesi, hastaların iyi olması, bedenlerin âfiyette olması, Kutb-i ebdâlin feyzleri ile olur. Îmân sâhibi olmak, hidâyete kavuşmak, ibâdet yapabilmek, günâhlara tevbe etmek ise, Kutb-i irşâdın feyzleri ile olur. Her zamanda, her asırda Kutb-i ebdâlin bulunması lâzımdır. Hiçbir zaman, bunsuz olamaz. Çünkü, âlem bununla nizâm bulmaktadır.
... Kutb-i irşâd ile, bütün insanlara îmân ve hidâyet gelmektedir...
*******ÇOK OKUYUP YAZAMAKLA DİN ADAMI OLUNMAZ:
Birçok şeyler okuyup ezberlemekle, insan din adamı olamaz ve din bilgisi veremez. (YİRMİÜÇÜNCÜ MEKTÛB )
*******ZAMANIN DİN ALİMLERİ İNSANLARI YOLDAN ÇIKARMIŞDIR:
Büyüklerden biri şeytânı boş oturuyor, insanları aldatmakla uğraşmıyor görüp, sebebini sorar. Şeytân cevâb olarak,
- Zemânın din adamı geçinen, kötü âlimleri, insanları yoldan çıkarmakda, bana o kadar yardım ediyor ki, bu mühim işi yapmama lüzûm kalmıyor, demişdir.
Doğrusu, zemânımızda islâmiyyetin emrlerini yapmakdaki gevşeklikler ve insanların dinden yüz çevirmesi, hep din adamı perdesi altında söylenen sözlerden, yazılardan ve bu adamların bozuk niyyetlerinden dolayıdır. OTUZÜÇÜNCÜ MEKTÛB
*******CÜBBE VE DİPLOMA İLE ŞEYH OLUNMAZ GERÇEK ŞEYH ALLAHA ULŞMAYI DİLEMEYE DAVET EDER:
Velî dediğimiz zât, Allahü teâlâya kavuşduran yolu gösterendir. Yolda, ondan yardım, imdâd gelen zâtdır. Yoksa cübbe, külâh, diploma edinip, şeyh efendi olarak köşede oturan câhil değildir. Âdetlere, gösterişlere, yaldızlı sözlere aldanmamalıdır YÜZDOKSANINCI MEKTUP

***Şeyhlik uludur Hazret’e ulaştıran iştir
Aş vermez bağrı taştır ahir zaman şeyhleri
Miskin Ahmed neredesin Hakk yolunda ne edesin
İlmin yok ne haldesin ahirzaman şeyhleri(129.hikmet//divan-ı hikmet//ahmet yesevi)

*******HERŞEHİRDE BİR UYARICI VARDIR.
Bununiçindirki, Muhyiddîn-iArabî buyuruyorki, (Müslimânların olsun, kâfirlerin olsun, her şehirde bir kutb bulunur). İKİYÜZELLİALTINCI MEKTÛB
*******SIRLARIN SIRRI(LÜBB’ÜL-LÜBB) MUHUDDİNİ ARABİ HAZRETLERİ SAYFA30
EVET..Hazreti kuranda şöyle buyruldu:-‘’Bu alemde ama olan ,öbür alemde dahi ama olur(17/72)
Yani:her kimki burada,mana gözünü açamadı:öbür aleme göçünce,aynı şekilde ama olur.dolayısıyla ilehi tecelliyi görmek ona nasip olmaz.
Hak tela hazretlerinden bejlediğimiz şudurki:cümle kullarını,taklitten,göterişten öteye geçmeyen itikattan saklaya:bu gibi şeylere bağlı kalmaktan koruya…
30
GİRİŞ
Burada şöyle bir soru sorulablir:
-marifet haline yeteneği olana ,kendi hakikatını anlamak ne şekilde olur?
-Ona gerektirki,kendi hakikatına vakıf bir arif bula.Onu bulduktan sonrta,candan,gönülden bağlanıp huylarını huy edine.irfan sahibinin aslını bulabilmesi için,BU YOLU TUTMASI GEREKLİDİR.
Şu ayeti kerime,bu manayı anlatır:
-‘’O’na götürecek vesileyi arayınız’’(Maide-35)
-bunun tefsiri şöyle olabilir:
-Beni bulmuş kullarım vardır:bana varmak dilerseniz onları izleyiniz onalr size vesile olur,Bana ulaştırılar.
Hal böyle olduğuna göre ,o zatlara hizmetle,kişi zatına arif olur.nereden gelip,nereye gittiğini anlar,bulunduğu makamıda sezer.
-B u aleme gelmekteki gayeyi şu kudsi hadis bize anlatır:
-‘’Bir gizli hazine idim,bilinmek istedim:haklıda bilinmek için yarattım’’
MÜRŞİD İSTEMEK HAKKI TALEP ETMEK
Gel imdi Hakk'a talibsen karındaş
Var evvel iste bir yahşı (İYİ)yoldaş
Anı mürşid edin pek tut elini
Seni menzile ilete kurtara baş
Kılavuzsuz bu yola varamazsın
Bu müşkül işi sen başaramazsın
Seni cem etmeğe bir kimse gerek
Dağılmışsın seni devşiremezsin
Biz bu aşkı candan önden bulmuşuz
Aşıkı aşk u maşuk bir bilmişiz
Medresesinde bu aşkın bir ezel
Okuyup her ilmi hasıl kılmışız
Hak müderrisdi bize ol medresede
Yoğıdı müşkülümüz her nesnede
Bunda ol ilmi nite unudavuz
Ya nite aldaya bizi müfside
Nice bin evliyalar geldi geçti
Nice yüz evliya bunda seğirtti
Birisi kılavuzsuz varmadı yola
Bu yola bunları mürşid iletti
Muhammed kim Habib-i Hazret idi
Dükali mahluka ol devlet idi
Yer ü gök tamu uçmak gice gündüz
Bular olmaklığa sebeb ol idi
Bu yola ol delil ile yürüdü
Delil olan Cebrail idi
Getürdi Cebrail çekti Burak'ı
Resul Mirac'a gitti ana bindi
Gerekmiş talibe elbette mürşid
Olur pes mürşide uyan muvahhid
Eğer mürşide uymazsan ey talib
Olursun sen ya dehri veya mülhid
Bu yola kim girer ise delilsiz
Anı şeytan kodu dinsiz imansız
Gerektir bil gerektir bir kılavuz
Varamazsın bu yola kılavuzsuz
Bu razı eşrefoğlu Rumi açma
Sınırı bekle zinhar öte geçme
Bu aşk deryasının gevherlerini
Çıkarıp olur olmaz yere saçma
Bu Eşrefoğlu Rumi gördü alem
Örümcek ağına benzer dahi kem
Buna rağbet gözüyle bakmadı hiç
Taleb kılmadı buna oldu ebsem
Bu varlığın sana yavlak tuzaktır
Tuzaktan kaçmağa key er gerekdir
Gel imdi bendini merdane kes kim
Tuzağa tutulan Dost'tan uzakdır
MÜRŞİD
İlahi talibi mürşide duş it
Anın mürşid ile vaktini hoş it
İlahi talibine derd bağışla
Pişir derdin od ile perveriş it
Allah hepinizden razı olsun FERHAT BAŞTUĞ “www.ferhatbastug.com”       
    

 

Allaha Ulaşmak Farzdır © 2017
Tasarım ve Uygulama DevNokta