Hoşgeldin ziyaretçi giriş yapın ya da kayıt olun.
Kategoriler

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK

SOHBETİN ADI: ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK
TARİHİ: 23.12.2012

Es selâmu aleykûm ve rahmetullahi ve berekâtuhû!

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ederiz ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde sizlerle birlikteyiz. Allahû Tealâ’nın bütün insanlar için hedef gösterdiği şey, insanları mutlu kılacak olan bir muhteva taşır.

Sevgili kardeşlerim! İslâm korkunç bir tuzağın içindedir. Osmanlı İmparatorluğu boyunca İslâm’a baktığımız zaman 7 safha ve 4 tane teslim görüyoruz. Bu 7 safhanın 4’ü teslimdir: Ruhumuzun, fizik bedenimizin, nefsimizin ve irademizin Allah’a teslimi. Şimdi 7 safhaya bakalım beraberce:

1- Allah'a ulaşmayı dilemek
2- Mürşide tâbiiyet
3- Ruhun Allah’a ulaşması
4- Fizik bedenin teslimi
5- Nefsin teslimi
6- Muhlis olmak
7- İradeyi Allah’a teslim etmek 7 tane safha.

Ruhun, vechin yani fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah’a teslimi…

İslâm ne demektir? İslâm “teslim olan” demektir. İslâm’ı, İslâm’ın 5 şartına indirgeyenlere bir sualimiz var: “Siz İslâm’ın 5 şartını yerine getirerek neyinizi Allah’a teslim ettiğinizi zannediyorsunuz?” Tamam, namaz kılıyorsunuz, oruç tutuyorsunuz, zekât veriyorsunuz, hacca gidiyorsunuz, kelime-i şahadet getiriyorsunuz. İslâm’ın 5 şartını gerçekleştiriyorsunuz. Şimdi dîninizin adını soruyoruz. Dîninizin adı ne? İslâm dîni yani teslim dîni.” “Silm” kökünden geliyor iki kelime de. İslâm kelimesi de teslim kelimesi de “silm” kökünden geliyor; “sin, lam ve mim.”

Sevgili kardeşlerim! İslâm lûgat mânâsı itibariyle “teslim olan” demektir. Hangi teslimleri Allahû Tealâ farz kılmış?

1- Ruhumuzu Allah’a teslim etmeyi
2- Fizik bedenimizi teslim etmeyi
3- Nefsimizi teslim etmeyi
4- İrademizi Allah’a teslim etmeyi

Dördü de farz mı? Evet, dördü de farz. Peki, dördünü yerine getirmeyip, üçünü yerine getirsek cennete giremez miyiz? Gireriz.

Sevgili kardeşlerim! Bildiğiniz gibi Allahû Tealâ 7 tane cennet koymuş.

1. cennete Allah'a ulaşmayı dileyenler girer.
2. cennete mürşidine tâbî olanlar girer.
3. kat cennete ruhunu Allah’a teslim edenler girer.
4. kat cennete fizik bedenini teslim edenler girer.
5. kat cennete nefsini teslim edenler girer.
6. kat cennete muhlis olanlar girer.
7. kat cennete Allah’a iradesini teslim edenler girer.

Cennetler 7 tanede tamamlanır.

Öyleyse ‘ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah’a teslimi’ diye 4 tane teslim var ortada. İslâm âlemi, içinde bulunduğumuz bu standartlar içerisinde teslimleri tamamen unutmuş vaziyettedir ve dîn adamlarıyla konuştuğumuz her noktada onlar bize; “İslâm’ın 5 tane şartı vardır.” diye gelirler. “Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek.” Hepsi farz mıdır? Evet, farzdır. Ama Kur’ân-ı Kerim 7’li bir sistem üzerine kurulmuştur.

Öyleyse bu 5 taneye 2 tane daha ilave etmek gerekir. İşte o ilaveler ‘teslimler’dir. Ruhumuzu, fizik bedenimizi, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim etmekle mükellefiz.

* Allah'a ulaşmayı dilemek 6. safhayı,
* Teslimlerse 7. safhayı oluşturuyor: Ruhun teslimi, fizik bedenin teslimi, nefsin teslimi ve iradenin teslimi.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Şeytan öylesine korkunç bir mahlûk ki, koskoca bir İslâm âleminde yani teslim olanlar âleminde… İslâm, “teslim olan” demek. ‘İslâm âlemi’ teslim olanların âlemi oluyor; teslim olan kişilerden oluşan bir bütün.
 
Geriye dönüp baktığımızda, Osmanlı İmparatorluğu boyunca dînin son derece önemli bir faktör olarak insan hayatında yer aldığını görüyoruz. Bütün padişahlar mutlaka tasavvuftandı. Bütün padişahların mutlaka bir mürşidi vardı. Adlarına “lala” denirdi ve bütün padişahlar her kararda, o kararın verilmesi için mutlaka lalalarına müracaat ederlerdi. O da Allah’a müracaat eder ve yapılması lâzımgelen doğrunun ne olduğu mutlaka Allah’tan sorulurdu ve Allah’ın emrettiği gerçekleştirilirdi sadece.
 
Öyleyse sevgili kardeşlerim, bir Osmanlı İmparatorluğu dediğimiz zaman gerçek bir imparatorlukla karşı karşıyayız. Çok geniş bir alanı kontrolü altına almış bulunan Osmanlı İmparatorluğu, bir gerçek imparatorluk. Orada bulunan, o imparatorluğun içinde yaşayan bütün insanları mutluluk adı verilen bir hedef ulaştırmıştır. “Arkasında ne vardı?” diye düşündüğümüz zaman bakıyoruz ki; arkasında Allah var. Hiçbir padişah, Osmanlı padişahı olmamıştır ki; onun lalası olmasın. Kimdir bu “lala” dediğimiz kişiler? Bunlar, Allah ile her an ilişkide bulunan, her an Allah’tan ne yapması lâzımgeldiğini soran ve sadece Allah’ın emirlerini yerine getiren insanlardı.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, bütün insanlar için Allahû Tealâ bilgi alabilecekleri birilerine müracaatı hedef ittihaz ettiriyor. İşte Allah’ın emirlerini yerine getirmek üzere harekete geçen padişahlar, mutlaka bir lalayı beraberlerinde bulunduruyorlardı ve o, her zaman Allah’tan soruyor, aldığı cevabı padişaha ulaştırarak ne yapılması lâzımgeldiğini ona gösteriyordu. Padişahlar ne yapıyordu? Onlar da soruyorlardı Allahû Tealâ’ya. Lalalarının söylediği şeyin doğru olduğunu Allahû Tealâ mutlaka onlara bildiriyordu ve de Allah’ın emirleri; sadece onlar yerine getiriliyordu.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Böyle bir muhteva içerisinde hep Allah’ın söyledikleri gerçekleştiriliyorsa, o zaman olması lâzımgelen bir dizayn Osmanlı İmparatorluğu’nu baştan başa kaplıyordu. Her padişah, mutlaka bir kararı verirken lalasıyla konuşuyor ve lala Allah’tan mutlaka bu konudaki kararı soruyordu. Padişaha Allahû Tealâ’nın ulaştırdığı neticeyle, lalasının ulaştırdığı netice daima aynı sonuç olarak ortaya çıkıyordu.

Sevgili kardeşlerim! Her an padişah Allahû Tealâ’dan aldığı hedef tayinlerini mutlaka lalasıyla paylaşıyor, mutlaka ona açıklamalar yapıyor; lalası da bir defa daha lala olarak da o soruyor Allahû Tealâ’dan; “Olması lâzımgelen bu tatbikat mıydı?” diye ve cevaplar hep birbirine paralel geliyordu. Aynı cevap veriliyordu Allahû Tealâ tarafından.

Sevgili kardeşlerim! Lala dediğimiz zaman, bu aslında hem padişahtan sonra gelen kişi ifadesini taşıyordu, hem de Allah’a en yakın olan kişiler arasından birisi oluyordu lalalar. Önemli mi? Çok önemliydi sevgili kardeşlerim! Hiçbir padişah ciddî kararlar arifesinde Allah’a sormadan hareket etmezdi. Böyle bir şeyi aklına bile getirmezdi. “Mademki Rabbimiz bize her an doğruları anlatıyor. O halde biz Allah’tan sorarız, doğruları öğreniriz ve onu tatbik ederiz.” tarzında bir dizayn Osmanlı İmparatorluğu boyunca hep devam etmiştir.

Sevgili kardeşlerim! Sonra Osmanlı devri kapandı. Cumhuriyet devrine girildi ve insanlar, ülkeyi idare edenler artık yapılması lâzımgelenleri Allah’tan sormak gereğini duymadılar. Sevgili kardeşlerim! Osmanlı, Allah ile bir beraberliği temsil ediyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında okullarımızda bize hep Allah’ın mevcut olmadığı anlatılırdı ve öğretmenlerimiz, beraber olduğumuz her devrede Allah’ın mevcut olmadığını bize ispata çalışırdı. En çok tatbik ettikleri metot; “Allah’tan isteyin, bakalım. Size para versin.” tarzında bir ifadeydi ve biz ilkokulun birinci sınıfındaki çocuklar Allah’tan para isterdik, o öğretmenimizin de yanında. Allah da para vermezdi. Sevgili kardeşlerim! Sonra derdi ki bize: “Şimdi benden isteyin, bakalım.” Ondan isterdik. O da bize para verirdi.

Sevgili kardeşlerim! Dînsizlik, Allah’sız bir hayatı yaşamak bu devrede tatbikata girmişti. Şimdi de insanlar serbest. Serbest olan insanlar isterlerse Allah ile bir beraberliğe girerler, istemezlerse girmezler. Hiç kimse, kimseyi bu hususta zorlamak yetkisinin sahibi değildir.

Allah ile ilişki bir kalp işidir sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ insanların kalbine bakar. Kalp Allah’a dönükse, Allah ile beraber olmayı diliyorsa bu kişi Allah yolunda olan birisi olur. Bu geç olabilir, erken olabilir. Ama sonuçta bu noktaya ulaşılır, eğer kişi Allah'a ulaşmayı diliyorsa.

Şimdi İslâm dîninin muhtevasına bakalım sevgili kardeşlerim! İslâm dîni ne demek? Teslim dîni demek. İslâm dîni Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in ortaya koyduğu, Allah’ın kendisine yazdırdığı Kur’ân-ı Kerim’le bütünlenmiştir. Allahû Tealâ bütün insanlar için mutluluğu hedef almıştır. 7 safha ve 4 teslim Tevrat’ın da esasını teşkil eder, İncil’in de esasını teşkil eder, Kur’ân-ı Kerim’in de esasını teşkil eder. Bir başka ifadeyle; Hz. Musa bir peygamberdir, Hz. İsa bir peygamberdir, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz bir peygamberdir. İndiriliş sırasına göre, dünyaya indiriliş sırasına göre bu üç tane peygamber hepimiz tarafından bilinmektedir.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ Hz. Musa’ya Tevrat’ı, Hz. İsa’ya İncil’i, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e Kur’ân-ı Kerim’i indirmiştir. Üçü de Allahû Tealâ tarafından indirilmiş olan mukaddes kitaplardır.

Sevgili kardeşlerim! Hepiniz için Allahû Tealâ’nın hedefi var. İstiyor ki; hepiniz cennete giresiniz.

• Ama hiç kimse Allah'a ulaşmayı dilemedikçe 1. kat cennete giremez sevgili kardeşlerim!
• Mürşidine tâbî olmadıkça 2. kat cennete giremez.
• Ruhunu Allah’a ulaştırmadıkça 3. kat cennete giremez.
• Fizik bedenini Allah’a teslim etmedikçe 4. kat cennete giremez.
• Nefsini Allah’a teslim etmedikçe 5. kat cennete giremez.
• Muhlis olmadıkça 6. kat cennete giremez.
• İradesini Allah’a teslim etmedikçe 7. kat cennete giremez.

Öyleyse Allah’ın kanunları var. Bu kanunları hepimiz yerine getirmekle mükellefiz. Peki, iblis ne yapmış sevgili kardeşlerim? İblise göre insanların cennete girmesi korkunç bir olay. İnsanların cennete girmesini şeytan yani iblis asla istemez. Onun için insanları başka yollara çevirmek istikametinde büyük gayretler sarf etmiştir ve sarf etmektedir. İşte İslâm’ın 5 şartı bunların en dikkat çeken noktasıdır. Eğer Kur’ân-ı Kerim esas alınırsa;

1- Allah'a ulaşmayı dilemek
2- Mürşide tâbiiyet
3- Ruhun Allah’a ulaşması
4- Fizik bedenin teslimi
5- Nefsin teslimi
6- Muhlis olmak ve
7- İradeyi teslim etmek 7 tane safha ifade eder.

Hepsi de farzdır. Ama bizim sevgili dîn hocalarımızla konuştuğumuzda bize derler ki: “İslâm’ın şartı 5’tir; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek. İslâm’ın 5 tane şartı vardır. Biz bu 5 şartı gerçekleştiriyoruz. Sen kim oluyorsun da bize dînimizi öğretmeye kalkıyorsun?” Öyle diyorlar bize sevgili kardeşlerim! Yüzümüze karşı olmasa bile arkamızdan söylenen bu. Biz de diyoruz ki: “Biz kendimizden bir şey yapmak imkânının sahibi değiliz. Biz Rabbimizin, Allah’ın azatsız kölesiyiz ve O ne emrederse biz sadece onu gerçekleştirmek imkânının sahibiyiz. Ömrümüz boyunca bu böyle devam edecektir.”

Sevgili kardeşlerim! Acaba dînimize Allahû Tealâ niçin İslâm dîni demiş? “Sin, lam, mim” Üstünlerle esrelerle olay, İslâm kelimesi olarak değerlendiriliyor. İslâm “teslim olan” demek. Demek ki bir dînin sahibiyiz. Bu dîn, bizim Allah’a teslimimizi emrediyor sevgili kardeşlerim! Allah’a teslim olmamız söz konusu. Bütün insanlar için Allahû Tealâ, insanların Allah’a teslimini emreder. Tevrat’ı incelediğimiz zaman, 7 safha ve 4 teslimin orada bulunduğunu kesin olarak tespit ettik. İncil’i incelediğimiz zaman, 7 safha 4 teslimin orada da bulunduğunu tespit ettik. Kur’ân-ı Kerim’de zaten 7 safha 4 teslim A’dan Z’ye herkes tarafından biliniyor.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, insanların hedeflerine ulaşabilmesi Allahû Tealâ tarafından niçin isteniyor? Evvelâ onların bu dünyada mutlu olması için isteniyor. Allah ile ilişkisini kuramayan bir insan, gerçek mutluluğu hiçbir şekilde yaşayamaz sevgili kardeşlerim! Bu imkânsızdır. Bu bir gönül işidir, kalp işidir. Kişinin mutluluğu da kalp ile birinci derecede alâkalıdır. İnsanlar bilselerdi ki; başkalarına ne kadar güzel davranırlarsa mutlulukları o kadar çok artar. İnsanların belki küçük bir kısmı ama bu küçük kısım insanları ezmek istikametinde bir faaliyetin sahibi. “Ben üstünüm.” standartları içerisinde insanlar var ve başka insanlara öyle bir öğretiyle öğretiyorlar ki İslâm’ı; kendileri duruma hâkim oluyor.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar mürşidlerini Allah’tan sormak mecburiyetindedirler. Herkes hacet namazını kılacak. Bunun için de mutlaka boy abdestini alması lâzım. Önce boy abdestini alacak, sonra hacet namazını kılacak, sonra Allahû Tealâ’dan soracak; “Benim mürşidim kim?” diye. Allahû Tealâ birincide olmasa bile ki; çoğu zaman birincide Allahû Tealâ gösterir, ikincide veya üçüncüde Allahû Tealâ bu kişiye mutlaka mürşidini gösterecektir.

Sevgili kardeşlerim! Belki sözlerimizi masal gibi dinleyenler var. Onlara gözlerini açmalarını Allahû Tealâ emreder. Biz Allahû’ın bize söylettiğinden başka hiçbir şey, hiç kimseye söyleyemeyiz. Evvelâ bu biline! Sevgili kardeşlerimiz! Kendimizden bir şey yapmak imkânının sahibi değiliz. Biz Rabbimizin azatsız kölesiyiz. O ne derse, biz onu mutlak olarak gerçekleştiririz, hangi şartlar içinde olursak olalım.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar hep mutlu olmak isterler. Bunun için para kazanırlar, çalışırlar, çabalarlar. Birçok insan da parayı kazanır gerçekten. “Ah!” der, “Ben şimdi para kazandım. Artık mutluyum.” Bir de bakar ki, hiç mutlu falan değil. Hayatında pozitif bir değişiklik olmamış para kazandığı için. Üstelik de o parayı kazanırken insanlardan bazıları haram da katarlar işin içine; daha da kötü bir sonuç.

Sevgili kardeşlerim! Şu dünya adı verilen gezegende ne kadar yaşarız? 50 sene yaşayalım, 60 sene yaşayalım, 100 sene yaşayalım, daha fazla yaşayalım. Ne yazar? Biz bu dünyada mutlu yaşayamadıktan sonra, ölümden sonra cehenneme gidecek olduktan sonra ne yazar sevgili kardeşlerim?

İşte bunun için dînlerini kaybetmiş olanlara, en üst seviyede acıyanlardan birisiyiz. Her zaman onlara; “Allah'a ulaşmayı dileyin!” diyoruz. “İslâm dîni İslâm’ın 5 şartından ibaret değildir.” diyoruz. Evet, namaz kılmak da oruç tutmak da zekât vermek de hacca gitmek de kelime-i şahadet getirmek de; hepsi farzdır. Ama Allah'a ulaşmayı dilemedikçe hiç kimse ruhunu Allah’a teslim edemez. Ondan sonraki devrede fizik vücudunu Allah’a teslim edemez. Ondan sonraki devre yok ki… Birinci devre yok, bir defa ortada. Hiç kimse fizik bedenini teslim edemez, hiç kimse nefsini teslim edemez, hiç kimse iradesini Allah’a teslim edemez ve teslimlerden ibaret olan İslâm dîni, bu sebeple hiç yaşanmamış olur.

Sevgili kardeşlerim! Dînini yaşadığını zanneden, İslâm’ın 5 şartıyla dînin yaşandığını zanneden herkese ihtar ediyoruz. Hayır, yaşamıyorsunuz. Dîninizi yaşamıyorsunuz. Siz şeytanın korkunç bir aldatmasıyla karşı karşıyasınız. Evet, yaptığınız namaz kılmak da oruç tutmak da zekât vermek de hacca gitmek de kelime-i şahadet getirmek de; hepsi Allah’ın farzlarıdır. Ama farzlar orada bitmiyor. Siz İslâm olduğunuzu neye dayanarak söylüyorsunuz? Şu İslâm’ın 5 şartını yerine getiren herkese sualimiz bu. Bize cevap verin. Namaz kılıyorsunuz, oruç tutuyorsunuz, zekât veriyorsunuz, hacca gidiyorsunuz, kelime-i şahadet de getiriyorsunuz. İslâm’ın 5 şartını gerçekleştiriyorsunuz. Ee, siz İslâm mısınız? Allah’a neyinizi teslim ettiğinizi soruyorum. Hanginiz bana bu konuda cevap verebilir? İslâm’ın 5 şartını yaşayanlardan hanginiz; “Evet.” diyebilir? Hiç biriniz diyemezsiniz.

Artık dîninizi öğrenmek zamanı gelmiştir. Özellikle dîn hocalarına sesleniyorum. Size okullarda, üniversitelerde öğretildiğini düşündüğünüz dîn teslimleri içermedikçe, siz Allah’ın dînini ne yaşamış olursunuz, ne de başkalarına yaşatmış olursunuz. Eğer biz bu dîni Allah’tan öğrenmeseydik, biz size asla bunu söyleyemezdik. Çünkü biz de bilmeyecektik. Ama öğretildik. Allah bize ne kadar hamd etsek, ne kadar şükretsek az ki; dînimizi öğretti. Biz İslâm’ız. Ne demek istiyorum? Biz Allah'a ulaşmayı diledik. Muhammed Raşit Hazretleri’ne tâbî olduk. Tâbiiyetten sonra ruhumuz Allah’a ulaştı. Sonra fizik vücudumuzu teslim ettik. Sonra nefsimizi teslim ettik. Sonra muhlis olduk. En sonra da irademizi Allah’a teslim ettik.  

İşte Allahû Tealâ’nın bütün insanlara emir verdiği hususlar bunlar. Allah’ın yardımıyla bunları gerçekleştirmek bize nasip oldu. Öyleyse neden bahsediyoruz? Bunların hepsini yaşamış biri olarak bütün insanlara sesleniyoruz. Allah'a ulaşmayı dileyin! İslâm İslâm’ın 5 şartından ibaret değildir. Hepsi farz mıdır? Hepsi de farzdır.  Namaz kılmak da oruç tutmak da zekât vermek de hacca gitmek de kelime-i şahadet getirmek de; hepsi farzdır. Tamam. Ama kim bana söyleyebilir ki; ‘namaz kılıyor’ diye, ‘oruç tutuyor’ diye, ‘zekât veriyor’ diye, ‘hacca gidiyor’ diye, ‘kelime-i şahadet getiriyor’ diye o kişi İslâm olmuştur yani teslim olmuştur?
 
İslâm “teslim olan” demek. İşte bütün dîn adamlarımıza soruyoruz: Neyinizi Allah’a teslim ettiniz? Ruhunuzu mu, fizik bedeninizi mi, nefsinizi mi, iradenizi mi? İslâm’ın 5 şartıyla neyinizi Allah’a teslim ettiniz? Hiç kimse bana; “Ruhumu teslim ettim, fizik bedenimi teslim ettim, nefsimi teslim ettim, irademi teslim ettim.” diyemez. Bu olmadıkça, Allah'a ulaşmayı dilemedikçe bir insan mürşid sevgisini Allah ona vermez. O kişi, mürşid sevgisini yaşamak için hacet namazını kılıp, Allah’tan mürşidini sormak mecburiyetindedir.

Hiç kimse bedavadan bir mürşidin sahibi olamaz. Mutlaka sorması gerekir. Hiç de zor bir şey değil sevgili kardeşlerim! Kişi boy abdestini alacak, hacet namazını kılacak ve Allah’tan mürşidini soracak. Göstermedi, ikinci defa yapacak. Ertesi gün, daha ertesi gün, daha ertesi gün, hangi günse gene göstermedi Allahû Tealâ. O zaman üçüncüsünü de gerçekleştirecek. Eğer o kişi gerçekten Allah'a ulaşmayı dilemişse Allahû Tealâ’nın ona mürşidini göstermemesi hiçbir şekilde mümkün olamaz. Allahû Tealâ’nın sözü var:

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


“Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu Kendime ulaştırırım.” diyor Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ.

“Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu Kendime ulaştırırım.” Ne demek bu? “Ben hazırım.” diyor. “Siz sadece hacet namazını kılacaksınız, Bana mürşidinizi soracaksınız. Sorduğunuz zaman, ben mutlaka size mürşidinizi göstereceğim.” diyor Allahû Tealâ.

Gösterirse bizim ne yapmamız lâzım? O mürşide ulaşıp, onun önünde diz çöküp (boy abdesti alarak gitmemiz lâzım), mürşidimizin elini öpmek ve Allahû Tealâ’nın emrettiği sözleri orada söylemek… Allahû Tealâ’nın huzurunda kişinin ruhunu Allah’a ulaştırmak üzere mürşidine tâbiiyeti…

Tâbiiyetsiz, bir insan ruhunu Allah’a ulaştırabilir mi? Ulaştıramaz sevgili kardeşlerim! Ulaştırabilmesi için mutlaka tâbiiyet gereklidir. Onun için atalarımız demişler ki: “Hint’te olsa, Yemen’de olsa mürşidinize ulaşacaksınız ve tâbî olacaksınız.” İşte biz Muhammed Raşit Hazretleri’ne tâbî olduk. Dünyanın öbür ucuna gittik ama ona tâbî olduk. Neden ona tâbî olduk? Çünkü hacet namazını kıldığımızda Allahû Tealâ bize Muhammed Raşit Hazretleri’ni gösterdi. O bizim mürşidimizdir. Dünyada en çok saygı duyduğumuz kişi odur.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ neyi emrediyor? Teslim olmamızı emrediyor. Allahû Tealâ’ya ruhumuzu teslim edeceğiz. Allahû Tealâ’ya fizik bedenimizi teslim edeceğiz. Allahû Tealâ’ya nefsimizi teslim edeceğiz. Allahû Tealâ’ya irademizi teslim edeceğiz. İşte Allahû Tealâ ne kadar hamd etsek, şükretsek azdır ki; bu teslimlerin hepsini bize gerçekleştirdi. Elbette Allah’ın yardımıyla, elbette Allah uygun gördüğü için…
 
Sevgili kardeşlerim! Hiç kimse kendi kendine Allah’a teslim olamaz. Mutlaka Allah’tan mürşidini soracaktır. O mürşide ulaşıp tâbî olacaktır. Yoksa ruhunun vücudundan ayrılması ve Allah’a doğru yola çıkan kafileye katılması hiçbir zaman mümkün olmaz. Bunun mümkün olması sadece bu şarta bağlıdır. Hacet namazını kılacak, mürşidini Allah’tan soracak, o mürşide ulaşıp, önünde diz çöküp, tövbe edecek. Tövbe ettiği anda, ruhu mutlaka vücudunu terk eder. Allah’a doğru yola çıkan kafileye katılır. Bunun süresi 7-8 aylık bir zaman devresini ifade eder ve 7-8 ay sonunda bu kişi ermiş evliya olmak şerefine erecektir.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanların Allahû Tealâ’nın İndinde ermiş olma şerefine ulaşması, bizim tarafımızdan her zaman Allahû Tealâ’ya talepte bulunmayı gerektiriyor. Her zaman taleplerde bulunuyoruz, kardeşlerimizin ruhlarını Allahû Tealâ’ya ulaştırmaları ve ermiş evliya olmaları sadedinde.

Sevgili kardeşlerim! Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Siz de bizim gibi yapın sevgili kardeşlerim! İnsanlara Allah’a ruhlarını teslim etmeleri istikametinde telkinlerde bulunun. İslâm dîni teslim olanların dînidir. Kim ruhunu Allah’a teslim ederse o ilk teslimini gerçekleştirmiştir. Fizik vücudunu teslim eden ikinci, nefsini teslim eden üçüncü, iradesini Allah’a teslim eden dördüncü teslimi gerçekleştirmiştir ve konunun esası da budur.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını dileyerek, sözlerimizi burada tamamlıyoruz inşaallah. Allah hepinizden razı olsun ve Allah'a ulaşmayı dilemeyenler, inşaallah bu dileği yerine getirerek Allah’ın sevgilileri olsun.

Es selâmu aleykûm ve rahmetullahi ve berekâtuhû sevgili kardeşlerimiz! Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali M İ H R

Allaha Ulaşmak Farzdır © 2017
Tasarım ve Uygulama DevNokta